Bir yüzyıl sonra Freud’un melankolisi, kayıp ruhun psikolojik durumu olmayı sürdürüyor. İşte bu nedenledir ki psikanaliz, şeytan çıkarmanın çağdaş halidir.

Hayaletlere inanıyorum. Sürekli onlarla yaşıyorum. Eskiden böyle değildi ama. Eskiden aptalca, hayaletler yokmuş, ölüler ölü kalırmış, hayatımdan hiçbir şey çalmazlarmış gibi yapardım. Ancak artık onlarla sürekli konuşuyorum, onlar da benimle konuşuyor. Çalışma odamın duvarında onların fotoğrafları asılı. Ve hatta garip bir şekilde onları sevmeye başladım. Onlara hayalet demiyorum ama. Anılarım diyorum; çoğu yarı gömülü, çoğu hayal meyal hatırlanıyor. Çünkü psikanalizin olağanüstü kimyasının benim için gün yüzüne çıkardığı en şaşırtıcı şeylerden biri, atalarımın varlıklarını hâlâ sürdürüyor olmalarıydı. Hayaletler psikolojik yarım kalmış işlerdir, genellikle hissedilmemiş acıyla ilişkilidirler.

Sigmund Freud’un “Mourning and Melancholia” (Yas ve Melankoli) başlıklı çığır açıcı makalesini kaleme almasının üzerinden yüz yılın üzerinde zaman geçti. Freud, 1917 yılında yayımladığı makalede kayıplara karşı verilen iki tepkiden söz ediyordu: Birincisi kaybedilen şey ya da kişi açık ve ortada olduğunda ve acısı hissedilebildiğinde görülen yas, ikincisi de kişinin adını koyamadığı bir kayıptan etkilendiği durum olan melankoli. Melankoli, bir bakıma, kişinin kaybolduğunun farkında olmadığı bir kayıptır. Ve kişi bu kaybın adını koyamadığı ve kayıp, ruhsal gölgelerde kaldığı için kişi, onun yasını gerektiği gibi tutma sürecinden geçemez. Acı gömülmeden kalır. Bu yüzden de ortaya çıkıp durarak size musallat olur. Melankoli durumu, genellikle depresyon ile ilişkilendirilir.

Geçen Pazartesi, St Paul Katedrali’nden istifa edeli dört yıl oldu. Duygusal yan etkileriyle baş etmeye çalışırken tekrar terapiye başladım. İlk başlarda, istifanın ardından başlayan depresyonun, gerektiği gibi yaşanması gereken ego kaybı ya da yaşam bunalımı gibi net bir şey ile ilgili olduğunu sanmıştım. Oysa büyük resme bakınca beklemediğim bir şey kadraja girdi. Atalarım zamanında zulümden kaçarak gelmişler [İngiltere] kıyılarına. Çoğu çarlık kıyımlarından kaçan Orta Avrupalı mültecilermiş. Nazi Almanyası’nda Yahudiler gaz odalarında can verirken benim ailem de çaresizce hayatlarını yeniden kurmaya çalışıyor, kabul edildikleri olağan bir ortam arıyorlarmış. Bazıları için bunun en iyi yolu, geçmişi unutup ortama uyum sağlamak olmuş. Babam Hristiyan oldu. Ben de papaz. Bu, olan biteni konuşmamak için bilinçsizce saptığımız nihai yoldu. Teolojik açıdan ise en büyük ihanet.

Ve yine de benim için ölüler ölü kalmayı reddettiler. Yine kendi dininden kaçan bir adam tarafından ortaya atılmış olan Yahudi kökenli konuşma terapisi, bu gömülü varlıkları bana geri getirdi ve beni tekrar onlarla birlikte yürümeye davet etti: Doğu Yakasında çaresiz mültecilere göz kulak olan Jewish Board of Guardians için çalışan büyük dedem Louis ve onun erkek kardeşi, Liverpool’da Princes Road sinagogunun başındaki Anglikan görünüşlü, dik yakalı Samuel. İkisi de Friedeberg olan soyadlarını değiştirmişler. Ve ilginçtir ikisi de Freud’un neslinden. Bende ancak ölüleri tekrar hatırlamak yoluyla melankolinin düz ve klasik yas sürecine dönüştürülmesi mümkün oldu. Tedavim, hayaletlerin arasından çıktı.

Freud’un “Mourning and Melancholia”yı yazmasından bir yıl önce, muhteşem etnograf Shlomo Ansky The Dybbuk adı ve “iki dünya arasında” alt başlığıyla kendi Yahudi hayalet öyküsünü yazıyordu. Yahudi mitolojisinde dybbuk, kayıp karanlık bir ruhtur ve ölüm ile yaşam arasında bir yerde asılı kalmıştır. Ansky gibi laik bir sosyalist için bu öykü, onun hem etrafında hem de içinde çöken dini bir kültüre tutulan yasın ifadesiydi. Ansky Yahudi inancını reddediyordu ama aynı zamanda ona ihtiyacı da vardı. “Hayatım paramparça, lime lime oldu” diyordu. Freud psikanalizi icat etti, Ansky de hayaletler ile ilgili yazdı. Aslında benzer bir şey yapıyorlardı, Yarı ölü olanları dirilterek onların düzgün bir şekilde gömülmesini sağlıyorlardı. Freud’un melankolisi, kayıp ruh olan dybbuk’un psikolojik durumudur. Ve psikanaliz, bir çeşit şeytan çıkarmadır. Yani, evet, hayaletlere inanıyorum. Akıl sağlığım buna bağlı.

Yazan: Giles Fraser
Çeviren: Burçin İçdem
Kaynak: The Guardian

Libido Portal’da yayımlanan, Libido yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.

Bizi takip edin