Yirminci yüzyılın ve hatta belki de Freud’dan sonra dünyanın en iyi psikologu Amerikalı psikolog Skinner’dır. İlk kitabı Organizmaların Davranışı (The Behaviour of Organisms, 1938) yeni bir davranış akımını somutlaştırmıştır. Kitabın yayımlanmasından sonra Skinner, teorisini geliştirmek, düzeltmek, incelemek ve tekrar düzeltmek için 50 yıl daha üzerinde çalışmaya devam etmiştir.

Skinner’ın Davranışçı Yaklaşımı

Skinner yaşamı boyunca çok farklı alanlarda fikir yürütmekten hiç vazgeçmedi. Bu fikirlerinde Pavlov, Thorndike ve Watson’dan esinlenmişti ancak Skinner bu fikirleri farklılaştırma ya da ondan önce bilinmeyen genellemeyle bütünleştirme haddine getirdi. Düşünceleri her zaman pratik, somut ve teknik görünüyordu. İster programlı öğretim ister öğretim makinelerinin tasarımı olsun Skinner her türlü faaliyetle eğitimi geniş çapta ele aldı. Diğer fikirleri bir araştırmacı olarak yeteneğinin ve pratik zekâsının ürünüydü. 

İlk kitabı Organizmaların Davranışı (1938) zekâsının ve geniş bakış açısının canlılığını sade bir dille gözler önüne serer. Kitabın ilk bölümü düşünmenin kapsamını şöyle açıklar: tek hücrelilerden insanlara kadar tüm organizmaların psikolojisi.

Skinner, birdenbire psikolojinin özel ilgi alanının insan olduğu fikrini çürütmeye başladı. Kullandığı beyaz fareler tüm canlıları temsil edecekti. Bu araştırmanın amacı sağlam bir organizmanın içinde bulunduğu ortamda,  sınıflandırılmadan ya da nörolojik çıkarım yapılmadan, ego, id ve süper egodan başka bir bilinç hali ya da herhangi bir ‘canlıdan’ fazlası olduğu düşünülmeden davranışların ele alınmasıydı. İçeriği belirleyen davranış, yani bedenin görünür bir şekilde nasıl davrandığıydı. Bu çerçevede en azından ilk kitaptaki amaç bütün davranış türlerini derlemekti.

Eğer Skinner öngörüde bulunup kontrol edebiliyorsa, evren onun avuçları arasında demekti. “Skinner’ın kutusu”, deney yapan kişinin yönlendirebildiği, uyaranların deneyin öznesi olabildiği tüm bağlamları temsil eden kutu şeklindeki bir cihazdır. Bu deneysel yöntemle, araştırmacı tarafından psikolojik olarak kontrol edilen kutu ve beyaz fare bir veri tabanı oluşturulmasını ve böylece teorik sonuçlar elde edilmesini sağlamıştır.

Skinner bilim tarihine dair görüşünü insanoğlunun bakış açısıyla eserlerinin farklı bölümlerinde dile getirmiştir. Harvard Üniversitesi’nde Doğa Bilimleri 114 lisans dersinde yazdığı, “Bilim ve İnsan Davranışı”nın (1953) ilk bölümünde yer alan metnin en çarpıcı kısımlarından biri şudur: “İnsana ve onun doğadaki yerine dair ilkel inançlar insanoğlunu metheder. Yerine daha gerçekçi bir bakış açısı getirmek için takdir edilmeyen bu görevi üstlenen ise bilimdir. Kopernik Güneş Sistemi Teorisi insanı evrenin merkezine koymuştu. Günümüzde bu teoriyi kabul ediyoruz ancak bu teori bir zamanlar inanılmaz bir direnişle karşılaştı. Darwin, insanın hayvanlardan ayrı olduğunu iddia eden bu ayrımcılığa meydan okudu ve devam eden tatsız tartışma hâlâ son bulmadı. Ancak insan biyolojik olarak doğru yerde olsa bile Darwin insanın olası bir üstünlük konumunu asla reddetmedi. Evrim adına kendiliğinden, yaratıcı, farklı beceriler ya da özel koşullar gelişebilirdi. Bu özelliklere meydan okunduğunda yeni bir tehdit ortaya çıkar (Skinner, 1953, s:7).” Skinner’ın bu ilerlemede kendi çabalarına ve davranış teorisine puan kazandırdığını tahmin etmek için hayal gücümüzü zorlamaya gerek yok.

“Bilim ve İnsan Davranışı” kitabında, insan davranışının her yönüyle gözlemlenen hayvanlardan elde edilen veriler incelenmiş, konu geniş kapsamda ele alınmıştır. Kitabın 450 sayfası ve 29 bölümü altı ana başlığa bölünmüştür:

  1. İnsan davranışı biliminin olasılığı
  2. Davranış analizi
  3. Bir bütün olarak birey (kendini kontrol, düşünme ve benlik dâhil)
  4. Grup davranışı
  5. Denetim kurumları (devlet ve hukuk, din, psikoterapi, ekonomik kontrol ve eğitim dâhil)
  6. İnsan davranışının kontrolü (kültür ve kontrol, kültür tasarımı ve kontrol sorunu dâhil)

Hiçbir sorun, diğer disiplinlerdeki ya da daha geniş alanlardaki entelektüel bir ilgi Skinner için büyük ya da küçük değildi. O, hiçbir psikologun göz ardı edemeyeceği dünyaya dair evrensel bir bakış açısına sahipti.

2. Dünya Savaşının bitmesinden kısa bir süre sonra Skinner, ideal toplumu yani ütopya sorununu anlatan kitabı Walden Two (1948) üzerine düştü. Bu ilk başlarda sadece çok az okuyucunun dikkatini çeken ama sonradan hararetli tartışmalara yol açan, 60’ların sosyal huzursuzluk dalgasıyla devam eden ve 80’lerin ortasına gelindiğinde kopyası 2 milyonu geçen türden bir kitaptı. Üniversitedeki 1 yıl lisans eğitimini takiben (1929) yazar olarak çalışmayı deneyen ve söyleyecek hiçbir şeyi olmadığını fark eden bu genç adam için mükemmel bir başarıydı. Artık söyleyecek çok şeyi vardı ve pek çok okuyucu onun fikirlerini duymak için sabırsızlanıyordu.

Ütopya romanında terhis edilmiş bir asker eski hocası Profesör Burris’ı ziyaret eder ve üniversitedeki dersinde aşılanan eski bir fikri hatırlatır. ‘Hocam, anlamadığımız şey neden bıraktığımız yerden devam etmemiz gerektiğidir. Neden bu fırsatı yepyeni bir başlangıç yapmak için kullanmıyoruz? Sıfırdan başlamak için? Niye bir avuç insanı bir araya toplayıp gerçekten işleyen sosyal bir düzen kurmuyoruz? Birçok açıdan bugün yaşama şeklimiz saçmadır. Sık sık demez miydiniz […] Neden bu konuda hiçbir şey yapmıyoruz? Neden inatla hiçbir şey yapmamaya devam ediyoruz? (Skinner, 1948, s:3)”

Kitapta yine eski bir öğrenci olan Frazier, bir toplum yaratmakla kalmaz aynı zamanda bu işe bir kitap adar. Skinner’ın öteki benliğinin kendi adıyla ortaya çıkmaya hazır olmadığını ve kendi yaratıcısında başka “erdemleri” olduğunu söyleyebiliriz.

Kitabın ilerleyen kısımlarında toplum planlanmasına uygulanan davranış teknolojisi potansiyelinin keşfedilmesinden sonra, çocukların evde eğitim görmesi, aile yaşamından kolektif örgütlenmeye konuları ele alınır.

Skinner, düşüncelerinin gelişimiyle ilgili oldukça ilginç sözleri Frazier’e atfediyor.

  • Walden Two için bir dahi gerekmiyordu! Benim sadece dikkate değer bir özelliğim var Burris: Keçi gibi inatçıyım. Hayatımda bir fikri hep sürdürdüm, bu gerçek bir takıntı.
  • Görme şeklim “mümkün olduğu en açık şekilde görmek”. ‘Kontrol’ sanırım bunun için doğru kelime. İnsan davranışlarını kontrol et Burris. İlk deneyimlerimde çılgınlık ve bencil bir hâkimiyet arzusu vardı. Tahminlerim gerçekleşmediğinde hissettiğim öfkeyi hatırlıyorum da deneklere şöyle bağırmak istiyordum: “Kahretsin, iyi davranın. Davranmanız gerektiği gibi davranın!” Sonra deneklerin her zaman doğru olduğunu anladım. Aslında her zaman davranmaları gerektiği gibi davrandılar. Yanlış olan bendim, yanlış olan öngörülerimdi (Skinner, 1948, s. 240).”

Bazıları Frazier’in entelektüel ve duygusal davranışının “deneklerin” neyin nesi olduğunu merak ediyor. Frazier da davranması gerektiği gibi davranıyordu. Peki, kendi determinist sisteminin esiri miydi? Walden Two şimdiye kadar bir psikologun ortaya attığı en çok bağımlılık yaratan ispatlardan biridir.

Çevirmen: Meltem Alkur
Kaynak: the-philosophy

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.

Bizi takip edin