Araştırmacılara göre, hedef gruplar, sosyal medya platformlarındaki aşırı – ölçüsüz söylemlerle başetme konusunda elverişli durumları tespit ettiler

Özet: Yeni bir çalışma, insanların sosyal medya üzerindeki aşırı söylemlerden hoşlanmama eğilimine rağmen, tam bir sansür için pek de fazla desteğin olmadığını ortaya çıkardı. Bunun yerine insanlar websitelerinin sağlıklı bir online konuşma ortamı oluşturulması konusunda daha iyi bir iş çıkarmaları gerektiği kanısındalar.

Sosyal medyada, kaba ve küfürlü konuşma, tehditler ve aleni bir biçimde cinsiyetçiırkçı bir dil kullanımını da kapsayan aşırı söylemler bir süredir yoğun bir ilgi odağı durumunda. Ne var ki, bu türden bir dil pek yeni bir şey olmasa da, yakın zamanda sosyal medya üzerinde uç noktalara varan saldırgan gönderiler, politikacıların, ünlülerin ve uzmanların, böyle platformlar üzerinden bu tür söylemlerin kontrol altına alınması için çağrıda bulunmasına ve ardından dijital çağda ifade özgürlüğü hakkında yeni tartışmaların ortaya çıkmasına yol açtı. Bugünlerde, Missouri Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nden yeni çalışma, insanların sosyal medya üzerindeki aşırı söylemlerden hoşlanmama eğilimine rağmen, tam bir sansür için pek de fazla desteğin olmadığını ortaya çıkardı. Bunun yerine insanlar websitelerinin sağlıklı bir online konuşma ortamı oluşturulması konusunda daha iyi bir iş çıkarmaları gerektiği kanısındalar.

Kitle iletişim alanında Yardımcı Doçent Brett Johnson ‘Facebook ve Twitter yayınları sorgulanabilir içeriğin çeşitli türlerine ev sahipliği yapmakta’ olduğunu söylüyor. ‘Kamusal söylemler online konuşmalara kaydıkça dijital alanda ifade özgürlüğünün sınırları hakkında daha fazla tartışmalara şahit oluyoruz.’

Johnson aşırı söylemler karşısında kişisel fikirleri gözlemlemek ve bu tür söylemlerin ayarı hususunda hedef gruplarla çalıştı. Düzenli sosyal medya kullanıcısı olan katılımcılar -Afrikalı-Amerikalı kadınlar, Afrikalı-Amerikalı erkekler, beyaz kadınlar ve beyaz erkekler olmak üzere ırk ve cinsiyetlerine göre gruplara ayrıldılar. Bu grupların homojen şekilde seçilimi, aşırı söylemler hakkında ötekileştirme ve katılımcıların arasında doğabilecek muhtemel bir çatışmaya karşı daha daha açık sözlü ve dürüst olmalarını sağlama amacı taşıyordu.

Çoğu katılımcı, sosyal medyada ifade özgürlüğünü, söylemde oldukça açıkça bir hedefin olması veya bir insanın kişiliğinin ifadesi olarak tanımladı. Sosyal medyada ifade özgürlüğü hakkında sorulduğunda, insanların aşırılıkçı ve hakaret içeren söylemlerden pek hoşlanmadığı, ama aynı zamanda bu tür bir konuşma diline karşı sansür uygulanmasına çok da gönüllü olmadıkları ortaya çıktı. 

Ancak genel geçer düşünce, sosyal medya platformlarının içeriğin nasıl idare edildiğine ve hem ifade özgürlüğü hem de kullanıcılara karşı koruma için açık standartlar uygulanmasına dair şeffaf olmaları beklentisiydi. Bu daha çok sağlıklı bir kamusal söyleme ve saldırıya açık kullanıcıların korunmasına önem veren kadın kullanıcılar arasında yaygındı. Afrikalı-Amerikalı kadınlar ise çok açık bir şekilde azınlığa mensup kullanıcıların korunmasının platformların özel görevi olduğunu belirttiler.

Johnson, ‘Hedef grup aşırılıkçı ve saldırgan bir söyleme karşı doğrudan sansür uygulanmasını açıkça talep etmezken, kullanıcılarda, kabul edilebilir içerikle alakalı olarak sosyal ağ sayfalarda açıklık ve şeffaflık ilkelerinin gözetilmesi için gözardı edilemez bir eğilim tespit ettik’ derken ‘Siteler ilkeleri konusunda kullanıcılarla açık bir iletişim kurmalı ve zarar verici bir dile karşı kullanıcılarını korumayı vaadetmektense söylem politikalarını daha sağlıklı bir kamusal ifade alanı sağlamak şeklinde inşaa etmeliler.’

Johnson hedef gruplardan gelen sonuçların, sosyal medya kuruluşlarının daha iyi bir anlayış geliştirmesinde ve kendi platformlarında aşırılıkçı söylemlerden kaynaklanan sorunlarla başedilmesinde yardımcı olacağını umut ettiğini ifade etti. ‘Sosyal Medyada Aşırılıkçı Söylemi İdare Etme ve Müsamaha Gösterme’ isimli makale Internet Research adlı derginin ‘Sosyal Medyanın Karanlık Yüzü’ konulu özel sayısında yayınlanacak. Bu sayının 2017 sonlarıda yayınlanması bekleniyor.

Johnson’ın araştırmasının bir kısmı Gazetecilik ve Kitle İletişim için Eğitim Derneği tarafından 2016-17 Yükselen Akademisyen olarak gösterilmesi üzerine verilen 2500$lık bir hibe ile ve Minnesota Üniversitesi’nde Karma-Metotlar İnterdisipliner Yüksek Lisans Grubu’dan gelen 1000$ başka bir kısmi hibe ile karşılandı. Johnson, hedef grupların organizasyonunu sağladıkları için Minnesota Üniversitesi Allen Enstitüsündeki Bilgi Tecrübesi Labratuvarı çalışanlarına ve özellikle Neeley Current, Kenneth Haggerty ve Shahzaade Cannon’a teşekkür eder. Ayrıca yine MU doktora öğrencilerinden Rachel Grant, Marina Hendricks, Yan Wu’ya ve master öğrencisi Madeline McClain’e bu araştırma projesinde sağladıkları yardıma müteşekkir olduğunu belirtir.

Çeviren: Merve Kaftancıoğlu
Kaynak: sciencedaily (Missouri-Columbia Üniversitesi)

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.

Bizi takip edin