Freudyen dil sürçmelerinden (terliklerden) Beck Umutsuzluk Ölçeği’ne, Stuart Jeffries’in derlemesiyle beş kanepe savaşçısı ve alana yaptıkları önemli katkılar

Sigmund Freud (1856-1939)

Ara sıra kokain kullanıcısı ve nüfusun %51’inin (yani siz kadınların) ne istediğinden emin olmamasıyla ünlü dahi olan, simge haline gelen yüzünü Hampstead müzesinde 19,40 sterlin fiyatla satılan Freud terliklerinde (Ç.N. Türkçede karşılığı Freud dil sürçmeleri olan İngilizce terim “Freudian slips” ile kelime oyunu yapılarak “Freudian slippers” elde edilince “Freud terlikleri” ortaya çıkıyor) gördüğümüz bu adam, yani Sigismund Schlomo Freud, psikanalizin babası.

Önemli kuramları: bilinçdışının keşfiyle bilinçli davranışların anlaşılabileceği düşüncesi, insan beynini birbirleriyle kavga eden id, ego süperego diye üç iblise bölmesi, bilinçdışına rüya analizleri ile ulaşılabileceğine dair kuramı ve banka hesabını boşaltan kanepe seansları, herkeste (siz de bile) bastırılmış bir ensest arzusunun olduğunu iddia eden Oedipus kompleksi, kadınlarda kendilerinde olmayan şeye (penis) sahip olma arzusu bulunduğu iddiası, hem yaşama içgüdüsü (Eros, libido) hem de ölüm içgüdüsü (Thanatos, ölüm sükûnetini arzulama) taşıdığımız düşüncesi. Freud’u eleştirenler onun fallusmerkezciliği ile alay etmişlerdi ama Freudcular, eleştirenlerin psikofiziksel eksikliklerini kapatmaya çalışırken aşırı tepki gösterdiklerini söyleyerek cevabı yapıştırabilirler.

Aaron T. Beck (1921 – )

Aaron Temkin Beck, bilişsel davranışçı terapinin (BDT) kurucusu ve İngiltere’de son zamanlarda ortaya çıkan mutluluk merkezleri silsilesinin arkasındaki fikirlerin sahibi. Beck, içgüdüsel itkiler ve bilinçdışı dürtüleri savunan Freudyen düşünce yapısını terk ederek bilişsel bir modele geçti ve hastaların kendileri ile ilgili düşünce ve inançlarını esas alan bir terapi biçimi geliştirdi. BDT, Freudyenizmden daha az yazgıcı olsa da bazılarına göre anlamsız bir iyimserlik içerir. Beck, kulağa havalı gelen ve intihar etme olasılığınızı belirlemek için kullanılabilen Beck Umutsuzluk Ölçeği’ni geliştirdi. Beck’in kızı Judith de neşeli bir davranış terapistti. Yazdığı kişisel gelişim kitabı Train Your Brain to Think Like a Thin Person (Beyninizi Zayıf bir İnsan gibi Düşünmeye Eğitin) ile BDT becerilerinizi yaşam boyu süren başarılı bir diyet uygulamak için kullanabileceğinizi ileri sürüyor. Kilolu Freudcular buna şüpheyle yaklaşıyorlar.

Carl Jung (1875-1961)

Jung’un Freud ile ilk görüşmesi 13 saat sürmüş. O görüşmeden sonra ikisi de birbirlerine seans için saati 95 sterlin üzerinden fatura göndermeye kalkmış. Fatura olayını ben uydurdum ama birbirlerinin rüyalarını analiz etmekten hoşlandıkları kesin; ta ki Jung kendi analiz kuramlarını geliştirene kadar.

Önemli Jungyen kavramlar: bilinçli zihinle ilişkilendirilen ego, yaptığımız her şeyi etkileyen ruhsal bir kalıtım denebilecek, kişisel bilinçdışından ayrı kolektif bilinçdışı ve “maske”nin Latincedeki karşılığından gelen persona. Anima (dişil) ve animus (eril) arasındaki ayrımı da Jung ortaya koydu ve bunların herkeste farklı oranlarda bir araya gelerek iç benliği oluşturduğunu savundu. Jung’a göre zihin kendi kendini düzenleyen bir sistemdir ve akıl hastalıkları aslında birer kişilik bölünmüşlüğüdür.

Melanie Klein (1882-1960)

Klein, bebeğin annesiyle arasında birincil nesne ilişkisi kurduğunu ve doğuştan gelen saldırgan bir itkiyle tetiklenen sadist fantezilerin baskın olduğu bir ruhsal yaşamı olduğunu ileri sürdü. Viyana’da doğan ve söylenenlere göre baskıcı bir annesi olan Klein, Londra’ya yerleşti ve psikanalizin çocuklar için yararlı olabileceğini iddia ederek ve bunu uygulamaya dökerek Freudcu tutuculuğu altüst etti. Sonuç olarak Freud’un kızı Anna ile araları açıldı ve bu da İngiliz Psikanaliz Derneğini ikiye böldü.

Klein sorunlu yaşamında iki kardeşini ve oğlunu erken kaybetmişti. Kendi gibi analist olan kızı Melitta, annesinin psikanalize yaptığı katkıları açık açık eleştiriyordu. Klein’ın hayatının sonuna kadar birbirlerinden uzak durdular. Klein’ın son çalışmaları, anne-bebek ilişkisindeki kıskançlık, minnettarlık ve onarım konuları üzerineydi.

R. D. Laing (1927-1989)

Bir hastasının “alkollü olduğu ve profesyonel olmadığı” suçlamaları sonucunda Laing’in doktorluk yapma izni elinden alındı. İş arkadaşları ve hastalarıyla birlikte LSD alırdı. Çok kötü şiirler yazardı. Konuklarına klavsen çalar, eşi de ona şarkı söyleyerek eşlik ederdi. Tüm bunlara rağmen Ronald David Laing, antipsikiyatri hareketiyle anılan önemli bir düşünürdü. Hasta olmanın, insanın kendi kendini tedavisinde ilk adım olabileceği ve güvenli bir çevrede bu varoluş serüveninin, başkalarıyla yaşadığımız deneyimlerden kaynaklanan duygusal ıstırabı atlatmak için bir yol olabileceği konusunda ısrarlıydı. Laing, tenis oynarken kalp krizi geçirerek öldü. Varoluşsal seçimi olmasa da daha kötüsü de olabilirdi.

Yazan: Stuart Jeffries
Çeviren: Burçin İçdem
Kaynak: The Guardian

Libido Portal’da yayımlanan, Libido yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.