Sigmund Freud

Freud lügatı neredeyse batı toplumunun söz dağarcığı ile bütünleşmiştir. Onun, bize teorileri aracılığıyla tanıttığı, anal (kişilik özelliği olarak) [ç.n. anal, psikolojik bir terim olarak Türkçe’de değiştirilmeden kullanılsa da, İngilizce’deki günlük kullanımında inatçı, cimri, huysuz manasındadır], libido, inkar, bastırılmışlık, sinir boşalması, Freudyen dil sürçmesi ve nevrotik gibi kelimeler günümüzde sıradan insanlar tarafından kullanılmaktadır. Freud, bizler ne zaman kendi davranışlarımızı başkalarına anlatmaya kalkışsak gerçek niyetimizi nadiren açığa vurduğumuza inanırdı. Bu, bizim bilerek yalan söylediğimiz anlamına gelmez. İnsanoğlu başkalarını aldatmada oldukça uzmanken, kendi kendisini aldatmada daha da mahirdir. Kendi yaptığımızın farkına varışımız, bu yüzden gerçek nedenleri gizler. Freud’un çalışma hayatının büyük bir bölümü, kişiliğin gizli yapısı ve süreçlerini perdeleyen bu sinsi ama dikkatle işlenmiş kamuflajın içine sızma girişimleri ile geçmiştir.

Freud akıl hastalıkları için bir tedavi yöntemi ve insan davranışlarını açıklanmasında bir nazariye olan psikanalizin kurucu babasıdır. Psikanaliz çoğunlukla konuşma tedavisi olarak bilinir. Genel olarak Freud (o ünlü divanında) hastalarının kendi belirtileri üzerine özgürce konuşmaları ve tam da akıllarından geçen şeyi tarif etmeleri için onları cesaretlendirirdi.

Anna O. Vakası

Anna O. (gerçek ismi Bertha Pappenheim) vakası, Sigmund Freud adlı genç Viyanalı neropatolojistin kariyerinde bir dönüm noktası olmuştu. Hatta bu vaka psikolojinin ileriye dönük gidişatını tümden etkilemişti. Anna O., hasta üzerinde somut bir neden olmaksızın fiziksel belirtiler (felç, kasılmalar, halisülasyonlar, konuşma yitimi vb.) ortaya çıkaran bir durum olan histeriden muzdaripti. Doktoru Josef Breuer, Anna’nın travmatik olayların unutulmuş anılarını hatırlamasına yardım ederek, onu tedavi etmede başarılı olmuştu. Onunla olan konuşmalarında, Anna’nın nefret ettiği bir köpeğin onun bardağından içmesi hakkında bir korku geliştirdiği ortaya çıktı. Diğer semptomlarıysa hasta babasına bakmasından kaynaklanıyordu. Anna, babasının hastalığının kendisi için bir sıkıntı olduğunu önceleri ifade etmemişse de, sonradan bunu psikanaliz sırasında itiraf etti. Bu bilinçdışı düşüncelerin farkına varması fırsatı ortaya çıkar çıkmaz felci de ortadan kayboldu.

Breuer bu vaka hakkında arkadaşı Freud ile konuştu. Bu müzakereleri, Freud’un hayatının geri kalan kısmında sürdüreceği bir fikrin tohumunu attı. Histeri Hakkında Çalışmalar (1895) isimli eserinde Freud, somut semptomların kimi zaman derin bir şekilde bastırılmış çelişkilerin su yüzüne çıkmasından kaynaklandığını ileri sürdü. Ancak Freud sadece belli bir hastağın açıklamasını ortaya atmıyordu. Freud (1900) üstü kapalı olarak insan ruhu için devrim niteliğinde yeni bir teori öngörüyordu. Bu teori Freud’un klinik araştırmalarının bir neticesi olarak ‘azar azar’ meydana çıkıyordu ve aklın en az üç seviyesi olduğunu öngörmesine vesile oluyordu.

Bilinçdışı Akıl

Freud (1900, 1905), aklın topografik bir modelini geliştirdi, burada aklın yapısının ve fonksiyonlarının özelliklerini açıkladı. Freud buzdağı metaforunu kullanarak aklın üç seviyesini betimledi. Dikkatimizin odağı olarak şimdinin düşüncelerini oluşturan fikirler, yani bilinç, yüzeydedir ve bu buzulun görünen ucudur. Önbilinç ise hafızamızda toplayabildiklerimizin tümünü kapsar.

Üçüncü ve en mühim olan bölümü ise bilinçdışı bölgedir. Burada, çoğu davranışın gerçek nedeni olan süreç yatar. Tıpkı bir buzul gibi, aklın en mühim kısmı sizin göremediğiniz yerdir. Bilinçdışı akıl bir havuz gibi işler, ön bilinç alanı tarafından kenarda tutulan ve idare edilen ilkel dürtü ve isteklerin bir ‘kazan’ıdır. Örneğin Freud (1915) genelde hastalarının farkına varması ile çok korkacağı veya acı duyacağı olayları ve arzuları bulmuş, ve bu türden bilginin bilinçdışı akılda kilitli tutulduğuna inanmıştı. Bu bastırma süreci ile meydana gelir. Sigmund Freud bilinçdışı aklın önemini vurgulamıştır; ve Freudyen teorinin ilk varsayımı, bilinçdışı aklın insanların zannettiğinden çok daha fazla davranışı yönettiğidir.

Ruh

Freud (1923) sonradan id, ego ve süperego (ki Freud bunlara ‘ruh aygıtları’ diyordu) mevcudiyetlerini uzlaştıran aklın daha yapısal bir modelini şekillendirdi. Bunlar beyin içerisinde fiziksel bir alan kaplamıyordu ama önemli akli fonksiyonlarının nazari kavramsallaştırmalarıydı. Freud, ‘id’in bilinçdışı bir seviyede, zevk prensipine (temel içgüdülerin tatmininden doğan ödüllendirilme) göre işlediğini farzetmişti.  İd, Freud’un Eros ve Thanatos dediği iki tür biyolojik içgüdü (veya dürtü) ihtiva etmektedir. Eros, yahut yaşam içgüdüsü, bireyin hayatta kalmasına yardım eder; hayatın sürdürülmesi için gereken nefes alma, yemek ve cinsel birleşme gibi aktiviteleri yönetir (Freud, 1925). Hayati içgüdüler tarafından ortaya çıkarılan enerji ise ‘libido’ olarak bilinir.

Buna karşılık, Thanatos veya ölüm içgüdüsü, insanların tümünde bulunan yıkıcı güçlerin bir yekünü olarak görülür (Freud, 1920). Ne zaman bu enerji diğerlerine yönlendirilirse, saldırganlık ve şiddet olarak açığa vurulur. Freud, Eros’un Thanatos’dan güçlü olduğuna inanmıştı, bu yüzden de insanların kendi kendilerini yoketmeksindense yaşamlarını sürdürmelerine imkan verir. Ego çocukluk döneminde ‘id’den inkişaf eder. Egonun amacı ise arzunun güvenli, sosyal olarak kabul edilebilir bir şekilde tatmin edilmesidir. ‘İd’e karşılık olarak, ego, gerçekçilik prensibini takip ederek hem bilinçli ve hem de bilinçdışı aklın yürümesini sağlar.

Süperego erken çocukluk döneminde (çocuğun kendisiyle aynı cinsteki ebeveynini tanımlamasıyla) gelişir ve ahlaki standartlara gerçekten uyulduğuna emin olunmasından mesuldur. Süperego ahlak prensibi ile hareket eder ve bizi toplumsal olarak sorumluca ve uygun davranışlar geliştirmemiz konusunda bizleri motive eder. Tüm insani varlığın temel ikilemi, ruhi aygıtlardaki her bir unsurun bizim üzerimizde diğer ikisiyle uyuşmayan istekler uyandırmasıdır. İçsel çatışma kaçınılmazdır. Mesela, süperego eğer kurallara uyulmazsa bir insanı suçlu hissettirebilir. Ne zaman süperego ve ‘id’in amaçları arasında bir anlaşmazlık olsa, ego bir hakem gibi davranır ve bu anlaşmazlığın arasını bulur. Ego anksiyeteden ötürü bunalmayı önlemek için çeşitli korunma mekanizmalarını devreye sokabilir (Freud, 1894, 1896).

Psikoseksüel Süreçler

Freud’un da içinde yaşadığı ve özellikle kadınlarla çalıştığı, oldukça baskıcı ‘Viktoryen’ toplumunda cinsel istekler bastırılmaya zorlanıyordu. Bunun sonucunda çoğu vakada nevrotik hastalığın bir türü oluyordu. Freud bu hastalıkların doğası ve çeşitlerini, hastalarının cinsel geçmişini geriden alması suretiyle anlamaya çabaladı. Bu, cinsel deneyimlerin bir tür incelenmesini öncelemiyordu. Burada daha önemli olan hastanın istek ve arzuları, sevgi, nefret, utanç, suçluluk ve korku tecrübeleri ve bu güçlü duygularla nasıl başedebileceğiydi.

İşte tam da burası, psikoseksüel gelişme ve Oedipus kompleksi teorisi, Freud’un çalışmalarının en ihtilaflı kısımlarına yön verdi. Freud çocukların bir libido -bir cinsel (zevk) dürtüsü- ile dünyaya geldiğine inanıyordu. Çocukluk döneminde, çocuğun farklı bir ‘nesne’den zevk aradığı bir takım süreçler vardır. Psikolojik açıdan sağlıklı olabilmek için her bir süreci başarı ile tamamlamamız gerekir. Eğer bir süreç başarı ile tamamlanmazsa akli bozukluklar ortaya çıkabilir ve kişi tam da o süreçte sabitlenebilir. Bu teori, çocukluk tecrübeleri ile erişkin kişiliğinin nasıl belirlenebildiğini gösterir.

Rüya Analizi

Freud (1900) rüyaların, orada ‘ego’nun savunmasının zayıflayarak baskılanmış malzemenin belki biraz bozuk bir şekilde olsa da farkındalığa geçiş yapmasıyla, bilinçdışına açılan bir dîvanyolu olduğunu düşünmüştü. Rüyalar bilinçdışı akıl için önemli bir işlev görür ve bilinçdışı aklın nasıl çalıştığına dair yararlı bulgular sunar.

24 Temmuz 1895’te, Freud teorisinin temelini oluşturan rüyasını görmüştü; tedaviye umduğu gibi cevap vermeyen Irma adlı bir hasta hakkında endişeliydi. Aslında kabahati kendinde görüyor ve kendini suçlu hissediyordu. Freud, rüyasında Irma’yla bir partide tanıştığını ve muayene ettiğini gördü. Sonra Irma’ya başka bir doktorun önceden verdiği kimyasal ilaç gözlerinin önünden geçince, onun durumunun diğer doktorun kullandığı kirli bir şırıngadan kaynaklandığını anlamıştı. Böylece Freud’un suçluluk duygusu üstünden kalkmıştı. Freud, bu rüyasını bir tür umudunun gerçekleşmesi olarak yorumladı. O Irma’nın kötü durumunun kendi suçu olmadığını ümit ediyordu ve bu ümidini de suçun başka bir doktorda olduğunu bildiren rüyası ile gerçeğe dönüştürmüştü. Bu rüya üzerine, Freud (1900) umutların gerçekleşmesi yönünden rüyaların büyük bir işlevi olduğu tezini ortaya attı.

Freud, açık içerik (rüya görenin hatırladığı) ve rüyanın sembolik anlamı olan (mesela altında yatan ümit) örtülü içeriği arasında bir ayrıma gitmişti. Açık içerik genelde o günün olayları üzerinedir. Altta yatan umudun açık içeriğe dönüşmesi sürecine ‘düş-çalışması’ denir. Düş-çalışmasının amacı yasak olan dileğin tehdit yaratmayan bir şekle gelmesidir, böylece endişeyi azaltır ve uykuya devam etmemize izin verir. Düş-çalışması yoğunlaşma, yer değiştirme ve ikincil detaylandırma süreçlerini kapsar.

Yoğunlaşma süreci iki veya daha fazla fikir/görüntünün birleşmesidir. Örneğin bir adam hakkında bir rüya, birinin hem babası ve hem de sevgilisi hakkında olabilir. Bir ev hakkındaki bir rüya güvenlikle ve birinin dünyanın geri kalanına nasıl gözüktüğüyle alakalı endişelerin yoğunlaşması anlamına gelebilir. Yer değiştirme, hakkında endişe duyduğumuz kişiyi veya özneyi dönüştürdüğümüz zaman olur. Mesela, Freud’un, görümcesinden hiç hoşlanmayan ve onu ‘köpek’ olarak betimleyen bir hastası rüyasında küçük beyaz bir köpeğin boğazını sıktığını görmüştü. Freud, bunu, onun görümcesini öldürme isteğinin bir tezahürü olarak yorumladı. Eğer hasta gerçekten görümcesini öldürdüğünü görmüş olsaydı, suçlu hissederdi. Bilinçdışı akıl, onu korumak için görümceyi köpeğe dönüştürmüştü. İkincil detaylandırma, bilinçdışı akıl, umut-gerceklestiren görüntüleri örtülü içeriği daha da gizleyerek olayların mantıksal sırasına göre dizdiğinde olur. Freud’a göre, bu yüzden rüyaların açık içeriği inanılabilir bir biçimdedir.

Freud’un rüyalar hakkında sonraki çalışmaları, rüyaların evrensel sembollere sahip olabilirliği üzerineydi. Bunların bir kısmı doğası gereği cinseldi; direkler, silahlar ve kılıçlar penisi temsil ederken, at binme ve dans da cinsel birleşme eylemini işaret etiyordu. Ancak Freud semboller konusunda dikkatliydi ve genel sembollerin evrenselden ziyade kişisel olduğunu söylemişti. Bir kişi, bir rüyanın açık içeriğini, o kişinin durumunu bilmeden yorumlayamaz.

‘Rüya sözlükleri’nin hala popüler oluşu Freud için bir rahatsızlık kaynağıydı. Evrensel sembollerin kısıtlılığına komik bir örnek olarak, bir hastanın çırpınan bir balığı tutması rüyasından sonra, O’na bunun Freudyen bir sembol olarak balığın penis olması gerektiğini söyledi. Freud, biraz daha araştırdığında, bunun hastasının astroloji tutkunu ve balık burcu olan annesi olduğu ortaya çıktı; ve hastanın aklında bu şekilde olmasının sebebi, kızının analize girmesinden hoşnut olamamasıydı. Muhtemelen, Freud’un da önerdiği gibi, balık bir penis değil hastanın annesiydi!

Freud’un Takipçileri

Freud, sonra 1902’de ‘psikolojik çarşamba topluluğu’ diye anılan ünlü bir grubu oluşturan, çok sayıda takipçi çekmişti. Grup her çarşamba Freud’un bekleme odasında toplanırdı. Organizasyon büyüdükçe, Freud sadık takipçileriden oluşan ve ‘Komite’ diye anılan (Sàndor Ferenczi, Hans Sachs (ayakta) Otto Rank, Karl Abraham, Max Eitingon, ve Ernest Jones da dahil olmak üzere) daha özel bir halka kurmuştu. 1908 başlarında Komite’nin 22 üyesi vardı ve sonradan kendilerini ‘Viyana Psikoanalitik Topluluğu’ olarak adlandırdılar.

Eleştirel Değerlendirme

Freud’un teorisi, açıklama açısından iyi olmasına rağmen, davranışları kestirmeye gelince (ki bilimin hedeflerinden birisi de budur) durum böyle değildi. Bu nedenle, Freud’un teorisi yanlışlanamazdı – ne kanıtlanabilir ne de reddedilebilirdi. Örnek olarak, bilinçdışı aklı test etmek ve objektif olarak ölçmek zordur. Yani, Freud’un teorisi bilimsellikten oldukça uzaktır.

Bilinçdışı akıl konusundaki şüpheciliğe ragmen, bilişsel psikoloji, prosedürel hafıza (Tulving, 1972), otomatik işleme (Bargh & Chartrand, 1999; Stroop, 1935), gibi bilinçdışı süreçleri tanımlamıştır; ve sosyal psikoloji ‘saklı işleme’nin (Greenwald & Banaji, 1995) önemini göstermiştir. Bu tür empirik bulgular insan davranışında bilinçdışı sürecin rolünü ispat etmiştir.

Ama, Freud’un teorilerinin pek çok kanıtı temsil edilmemiş bir örnekten alınmıştır. Genelde kendini, hastalarını ve yalnızca bir çocuğu (Küçük Hans) çalışmıştır. Buradaki ana sorun, vaka çalışmalarının aslında tek bir insanın detaylıca çalışılması ve, Freud’un kendisinden referansla, söz konusu hastaların çoğunlukla Viyana’lı orta yaş kadınlardan oluşmasıdır. Bu daha geniş topluluklar (mesela tüm dünya) için yapılan genellemeleri zorlaştırmaktadır. Fakat, Freud bunun önemsiz olduğunu düşünmüş, insanlar arasında sadece niteliksel bir fark olduğuna inanmıştır. Freud’un, aynı zamanda yorumlarında önyargı içeren çalışmaları da gösterilmiştir- sadece teorilerini destekleyen bilgilere dikkat kesilmiş, onlara uymayan diğer açıklamaları ve bilgiyi gözardı etmiş olabilir.

Ne var ki, Fisher ve Greenberg (1996), Freud’un teorilerinin bir bütün olarak değil de belirli hipotezler olarak değerlendirilmesinden bahsetmişlerdir. Freud’un oral ve anal kişilikler ile, paranoya ve depresyonla alakalı bazı bakış açıları hakkında destekleyici kanıt olduğu sonucuna varmışlardır. Oedipal çatışma hakkında çok az bulguları vardır ve onlara göre Freud’un kadın cinselliği ve onun gelişiminin erkeklerden nasıl farklılaştığı hakkındaki görüşlerinin bir dayanağı yoktur.

Mekanizma Açıklaması Örnek
Baskılama Baskılama, ego tarafından işletilen, rahatsız ve tehdit edici düşünceleri bilinçlilikten geri tutan, bilinçdışı bir mekanizmadır. Oedipus kompleksi süresince aynı cinten ebeveyne karşı agresif düşünceler bastırılır.
İnkar İnkar, dış dünyadaki olayların farkındalığına set koyar. Eğer bazı durumlar halledilemeyecek kadar büyükse kişi bu tecrübelerini inkar eder. Mesela sigara tiryakileri sigaranın sağlıkları için zararlı olduğunu kendilerine itiraf etmeyi reddedebilir.
Yansıtma Bireylerin kendi kabul edilemez düşüncelerini, hislerini ve niyetlerini diğer insanlara atfetmesidir. Birinden nefret edebilirsiniz ama süperego bu nefretin kabul edilemez olduğunu söyler. Bu ‘problem’i onların sizden nefret ettiği inancı ile çözebilirisiniz
Yer Değiştirme Bir dürtüyü (örneğin saldırgan) başka, alternatif bir nesne ile  tatmin etmek. İşte patronuna kızan birisi eve gittiğinde köpeğini tekmeleyebilir.
Gerileme Stresle yüzleşildiğinde psikolojik zamanının geriye gitmesidir. Bir çocuk, hastanede zaman geçirmesi gerektiğinde tekrar parmağını emmeye veya altını ıslatmaya başlayabilir
Yüceltme Bir dürtüyü (örneğin saldırgan) başka, alternatif bir nesne ile  tatmin etmek. Bunu da sosyal olarak kabul edilebilir bir yoldan yapmak. Spor, (mesela saldırgan) duyguları yapıcı bir şekilde ortaya koymaya bir örnektir.


Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktı
r.

Yazar: Saul McLeod, 2013
Çevirmen: Merve Kaftancıoğlu
Kaynak: simplypsychology

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.