Savaş milyonlarca yıllık evrimle mi bize miras bırakıldı? Bu, bir tür olarak kim olduğumuzun bir parçası mıdır? Bu sorunun kalbi, insanların diğer insanları öldürmeye doğal bir kapasitesi olup olmadığıdır. Bazı sosyal bilimciler bu evrimin aslında bizi bu zavallı güçle bıraktığını ortaya koydular.

Bu fikrin baş savunucusu primatalog Richard Wrangham, evrimin insanların içinde savaş için nasıl bir eğilim yaratabildiğini açıklamak için ‘’Güç Dengesizliği Hipotezi’’ni geliştirdi. Bu, primat atalarımızın ek besin ve diğer kaynaklara saldırarak ve komşularını öldürerek erişim sağlayabildikleri düşüncesidir. Tabii, bu ölümcül saldırılar ancak saldırganların kendi güvenliklerini sağladıklarında yararlı olabilirdi. Bu yüzden, Dr. Wrangham atalarımızın sadece ciddi bir şekilde kurbanlarının sayılarını aştıklarında ölümcül saldırılar gerçekleştirdikleri sonucunu çıkarır. Psikolojik olarak düşmanlarını işbirliğiyle ortadan kaldırma eğilimi olan atalarımızın farklı bir evrimsel avantaja sahip oldukları çıkarımıdır. Ya da Dr. Wrangham’ın deyişiyle ‘’belirli durumlarda beklenmedik komşulara düşük bütçeli saldırılar gerçekleştirmek için fırsatlar arayan bir erkek aklı için seçilim vardır.’’ Bu özellik, en sonunda muhtemelen bu doğal yatkınlığı edinen ve birbirini öldürmek için çok çok etkili yöntemler bulup bunu kullanan modern insanlar tarafından miras alınana kadar kuvvetlenmiş ve nesillere aktarılmıştır.

‘’Güç Dengesizliği Hipotezi’’ büyük ölçüde hayvanlar dünyasındaki şiddet kanıtına, özellikle de en yakın hayvan akrabalarımız olan şempanzeler arasındaki vahşi davranış gözlemlerine dayanır. Ancak diğer sosyal bilimciler, savaşın evrim içinde kökleşip kökleşmediğini keşfetmek için bir çaba içinde modern insanları incelediler. Ve ‘’Güç Dengesizliği Hipotezi’’nin aksine bu bilim insanlarından çoğu, insanların diğer insanları öldürmeyi doğuştan sevmediklerini ortaya koydular.

Öldürmeye güçlü bir direniş kanıtı beklenmedik yerlerde ortaya çıktı. Çoğu insan, bir silahlı çatışmadaki askerlerin içgüdüsel olarak düşman ateşine geri ateş açarak cevap verdiğini ve bir öl ya da öldür durumunda ölmeyi seçeceklerini düşünür. Ancak, İkinci Dünya Savaşı sırasında asker tarihçi S.L.A. Marshall tarafından binlerce Amerikan muharebe askeriyle yapılan gayri resmi röportaj, askerlerin %75 kadarının savaş sırasında asla silahlarını ateşlemediklerini ortaya koymuştur. Son yıllarda Marshall’ın araştırma yöntemlerinin sertliğinin doğruluğu sorgulanmaktadır, ancak Marshall’ın temel sonucu askerlerin çoğunluğunun kendi kaderlerine bırakılırlarsa savaş sırasında ateşle karşılık vermeyecekleri Amerikan İç Savaşı, 1. Dünya Savaşı ve Falklandlar Savaşı dahil diğer savaşlardan kanıt ve raporlarla güçlenmiştir.

Peki, neden bu askerler silahlarını kullanmadı? Bir psikolog ve askeri bilimler profesörü Yarbay Dve Grossman bu kanıtı inceledi ve ‘’çoğu erkek arasında akranını öldürmeye karşı yoğun bir direnç olduğunu, öyle güçlü bir direnç ki çoğu durumda savaş alanındaki askerler bununla baş edemeden ölecekleri’’ sonucunu çıkarmıştır. Bazı durumlarda bu tamamen şaşırtıcı değildir. Çok az insan diğerlerini öldürmek için bir fırsat ararlar. Aynı zamanda, inanması güç olabilir ama bazen askerler için kendi hayatları riskte olduğunda dahi diğerlerini öldürmek imkânsızdır.

Ve ancak bu bariz öldürme eğilimine rağmen, hala ürkütücü sıklıkta birbirimizi öldürebiliyoruz. Bu nasıl olabilir? Antropolog Paul Roscoe’ya göre cevap sadece kendi iyiliğimiz için çok kurnaz olmamızdır. İnsanlar teknolojik yeniliği kullanarak biyolojik sınırlarımızı aşmayı başarıyor: eğer kollarınız bir ağacın üst dalındaki elmaya ulaşacak kadar uzun değilse, ağacı devirmek için bir çubuk kullan. Kafandaki büyük sayıların karekökünü alamıyor musun? Bunu senin için yapacak bir bilgisayar programı yaz. Benzer şekilde, eğer kendi yararımıza olduğuna karar verirsek öldürmeye olan doğal yatkınlığımızdan kaçınmanın yollarını bulabiliriz.

Tarih boyunca ve dünya çapında insanlar öldürme eğilimiyle baş etmek için kurbanı insanlıktan çıkarmak, katil ve kurban arasına mesafe koyma ve bir katilde trans-vari bir durum yaratmak için uyuşturucu ya da yüksek sesli müzik gibi yollar ortaya çıkarmışlardır. Aslında, 2. Dünya Savaşı sonucunda Marshall’ın bulgularının sonraki yayını, Amerikan ordusu, muharebe askerlerini daha etkili bir şekilde hazırlamak için gerçekçi eğitim uygulamaları yaparak bir kampanya başlattı.

Acemi erler, geleneksel sabit boğa gözleri yerine aniden beliren insan şeklindeki hedeflere atış yapmaya başladılar. Gittikçe daha çok ayrıntılı ve gerçekçi savaş uygulamaları ve ‘’savaş oyunları’’ yürürlüğe konuldu. Bu yeni eğitimin odağı savaş koşulları altında otomatik bir öldürme tepkisi yaratmaktı ve işe yaradı. Vietnam Savaşı sırasında Amerikan askerleriyle yapılan röportajlar silahlı çatışma sırasında askerlerin %80 – %100 arasında bir oranda düşmanlara ateş ettiklerini ortaya koydu.

Yıllar boyunca öldürme eğiliminden kaçınmak için yollar bulmuş olsak da, bu eğilim zihinlerimizde derin bir şekilde yer edinmiş gibi gözüküyor. Fakat bu nereden geldi? Uzak atalarımızdan aldığımız miras aldığımız evrimleşmiş bir özellik mi? Veya sosyal çevremizden öğrendiğimiz ve benimsediğimiz bir şey mi? Ya da belki de biyolojik ve kültürel evrimin ayrılmaz düzeninden kaynaklanır. Ne olursa olsun, bu öldürme eğilimi mevcuttur ve savaşın insan hayatının kaçınılmaz bir parçası olduğunu garantiler ve bir gün savaşa karşı savaşabileceğimize dair umut verir.

Çeviren: Esra Demirezen
Kaynak: smellslikescience

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.

Bizi takip edin