Romantik aşkın anlamlı tabiatı

“Aşk mükemmel olmak zorunda değildir. Sadece gerçek olması gerekir.” –Anonim

Yaygın mükemmel aşk ideali, uzun süreli, derin bir aşkın önündeki büyük bir engeldir.

Kusurlu bir dünyada bir anlam bulmak        

“Eğer aradığınız şey mükemmellikse asla mutlu olamazsınız.” –Leo Tolstoy, Anna Karenina

Iddo Landau, oldukça başarılı olan “Kusurlu Bir Dünyada Bir Anlam Bulmak” (2017) kitabında, anlamlı bir hayatın üstünlük, mükemmellik ya da bazı nadir gerçekleşen ve zor olan başarılar içermesi gerektiğini; bu tür özellikleri içermeyen hayatlarınsa anlamlı olarak görülemeyeceğini savunan mükemmeliyetçi varsayımları şiddetle eleştirmektedir. Bu varsayımlara göre, anlamlı hayatlar alışılmış ve sıradan hayatlardan üstün olmalıdır. Landau mükemmeliyetçileri açığa çıkaran şeyin mükemmel olmayan şeye özgü olan değeri görememeleri olduğunu, onların bu değeri hor gördüğünü ve reddettiğini ikna edici şekilde savunur. Mükemmeliyetçiler mükemmeli aramakla o kadar meşgullerdir ki, iyi olan şeydeki güzelliği bulup görmeyi ihmal ederler. Landau mükemmeliyetçi bakış açısının yaşamın tüm alanlarından çıkarılması gerektiği sonucuna varır.

Landau’nun mükemmeliyetçi bakış açısı hakkındaki eleştirisinin ve alternatif olarak sunduğu anlamsal bakış açısının doğru olduğunu ve bunun, insan yaşamının önemli yönlerinden düşünceli şekilde tatmin duyulmasını sağladığını düşünüyorum.

Bunun akabinde, Landau’nun kusurlu birini sevme meselesi hakkındaki birkaç sezgisini de uyguluyorum.

Kusurlu bir âşıkta bir anlam bulmak

Aşk mükemmel insanı bulmak değil, kusurlu bir insanı mükemmel görmeyi öğrenmektir.” –Sam Keen

Landau, anlamlı bir hayatla anlamlı bir aşk arasındaki benzerlikleri ortaya koymaktadır. Romantik ideolojinin, kabul edilebilir tek aşkın mükemmel olan olduğunu varsaydığını belirtir. (Ben-Ze’ev & Goussinsky, 2008). Bu imkansız idealden daha azını kabullenmeyen insanlar, normal ve gerçekçi bir aşk ve onun kaçınılmaz iniş çıkışlarındaki önemli değeri fark edemezler. Ya hepsine ya da hiçbirine sahip olmakta ısrar ederler ve bu yüzden de genellikle ellerinde kalan ‘hiçbir’ şey olur. Landau, aşka karşı alınan mükemmeliyetçi tutumu eleştirenlerin herhangi bir aşk ilişkisinin hiç ilişkisi olmamaktan daha iyi olduğunu savunmadıklarını, niteliğin önemli olduğunu fakat bunun sadece mükemmelle ilişkilendirilmemiş olması gerektiğini vurgular.

Şüphesiz, partnerinizin kusurlu olduğunu fark etmek zor ya da şüphe duyulacak bir şey değildir, çünkü kimsenin mükemmel olmadığını biliriz; dolayısıyla kusurlu bir kişinin, kusurlu bir diğer kişiyle romantik bir ilişki içinde olması beklenen bir şeydir. Hatta birçok insan partnerlerinin kusurlarına şefkat ve mutlulukla bakar ve bu kusurların partnerlerinin derin erdemleri ve kendilerinin kusurlarıyla karşılaştırıldığında göz ardı edilebilir olduğunu düşünürler.

Sürekli devam eden bir mükemmel partner arayışı uzun süreli derin bir aşkın sağlanabilmesi karşısında büyük bir tehdittir. Hayatın devingen olması ve insanların sürekli tutum ve taleplerinin değişmesi sebebiyle derin bir aşk ilişkisine sahip olmak ‑tek seferde başarılacak bir şey değil sürekli devam eden bir süreçtir.

Anlamlı davranışın odak noktası

“Milyonlarca insan geçip gidiyor fakat hepsi gözden kayboluyor- çünkü benim gözlerim senden başkasını görmüyor.” –Dames filminden bir şarkı (1934)

Landau, “eğer hayatımızı daha geniş bir açıdan değerlendirseydik, anlamının eksik olduğunu düşünürdük çünkü günlük yaşamlarımız evrende yalnızca göz ardı edilebilir bir etki yaratır” diyen anlamın yaygın bir görüşüne atıfta bulunur. Bazı açılardan, uzun vadede hepimiz eğer hiç yaşamasaydık, dünyada pek bir şeyin değişmemiş olacağının farkındayızdır. Landau daha dar olan bireysel bakış açısının anlamlı tabiatını inkâr etmese de, daha kapsamlı bakış açısının da anlama sahip olabileceğini iddia eder.

Her ne kadar Landau’ya katılıyor olsam da, söz konusu romantik ilişkiler olduğunda, eşsiz bireysel bakış açısının daha kapsamlı nesnel bakış açısından çok daha anlamlı ve romantik açıdan değerli olduğunu düşünüyorum. Yalnızca partnerin toplam nesnel özelliklerine dayalı bir romantik ilişki, romantik değerini kolaylıkla kaybedebilir çünkü dışarıda her zaman daha iyi nesnel özelliklere sahip biri mutlaka vardır. Ellili yaşların başında bir dul olan Noami’nin dediği gibi, “Dışarıda her zaman benden daha genç, daha zeki ve daha güzel birinin olacağını kabul etmeliyim. Erkek arkadaşından ayrılmak ya da istediğin kişiyle birlikte olamamak kaçınılmazdır.” Fakat romantik değer bireyin bir partner olarak sahip olduğu değeri işaret ettiğinde, bu değer partnerle değil de iki kişinin arasındaki bağla ilgili olduğundan daha öznel bir şeye dönüşmektedir. Burada, romantik ilişki partnerlerini diğer bakış açılarıyla karşılaştırmak daha da zorlaşır çünkü bu bireyler henüz özneyle anlamlı bir bağ oluşturmamıştır ve bu yüzden bir partner olarak değerleri belirsiz ve genellikle oransızdır.

Mümkün olan tüm romantik ilişki partnerleri hesaba katıldığı zaman daha kapsamlı olan bakış açısında ele alınan birey, birçok farklı kişinin yerini alabileceği, kendine has değeri oldukça az olan bir bireydir. Değer, aşığın sevgilisiyle arasındaki eşsiz bağı işaret ettiği daha dar bakış açısında ise sevgili, eşsiz bir romantik değer kazanmaktadır. Aşık sevgilisinden memnun olabilmek için diğer kapsamlı bakış açılarına neredeyse hiç ihtiyaç duymayacak ve “sadece ikimiz olsak yeter” diye düşünecektir. Bu ideal temelde doğru olmasına rağmen, daha kapsamlı bakış açısının değerini tamamen reddetmiyorum. Yukarıda alıntısı yapılmış olan ve gözlerinin sadece sevgilide olduğundan bahseden şarkı aslında harika bir romantik idealdir fakat aşık olan bir kalp genellikle tamamen kör değildir.

En iyisindense daha iyisini istemek

“Karşı odadan bir öpücük gönder… Sandalyemin yanından geçerken saçlarıma dokun, küçük şeyler çok büyük anlamlar taşır.” -Kallen Kitty

Landau hayata karşı belirlenen anlamlı tutumları gelişmeyi amaçlamaya dayanan (a) ve en iyisini hedefleyen (b) olarak ayırmıştır. Birincisi anlamlı gelişmeyle bağlantılıdır ve Landau bundan övgüyle bahseder, ikincisi ise aşırı rekabetçilik ve bitmek bilmeyen bir ‘en iyi’ arayışıyla bağlantılıdır ve Landau bunu eleştirir.

Benim düşünceme göre aşk konusunda da aynısı gerçerlidir. Romantik açıdan anlamlı olmak ilk bakışta çoğunlukla iki aşığa bağlıdır. Tekrar baktığımızdaysa iki aşık arasındaki bağlantıyla hiçbir alakası olmayan dış faktörlere bağlı olduğunu görürüz; dolayısıyla da bu tutumun romantik değeri daha anlamsız ve istikrarsızdır.

Mükemmel sevgiliyi bulmak yerine iki aşık arasındaki bağlantıyı geliştirmek, romantik derinlik açısından en anlamlı görevdir. Eğer romantik anlamda güttüğümüz amaç çoğunlukla en iyisini bulmaya dayanıyorsa, aşıklar her zaman tedirgin, sürekli mükemmel ya da daha genç, daha zengin belki de daha güzel bir partneri kaçırmış olabileceklerine dair endişeli olacaklardır. Landau’nun anlamlı bir hayat bazında mükemmeli ya da en iyisini aramaya yönelik eleştirisi, böylesi bir anlamlılık kaynağı olarak sıradan olanın önemine yaptığı vurguyla ilişkilidir. Hayatta anlamlılık kişinin toplam nesnel değeri olmak zorunda değildir, yalnızca kendi hayatında başardığı öznel gelişimi olmalıdır.

Aynı şey aşk konusunda da geçerlidir. İlişkideki vurgunun sürmekte olan bağlılıkta olduğu durumlarda, sıradanın, yani her günkü etkileşimlerde yapmış olduğumuz küçük şeylerin rolü, daha önemli hale gelir. Partneri değerlendirmenin karşılaştırmalı ya da rekabetçi olmadığı durumlarda, aşkın sağlanması ve uzun süre devam ettirilmesi çok daha muhtemeldir. Bu durumlarda derin bir aşktan bahsedebiliriz fakat daha üstün bir aşk söz konusu değildir.

Aşkımız İçin Çaba Göstermeli Miyiz?

 “Hiçbir ilişki mükemmel değildir. Sadece birlikte olduğunuz insanın ne olursa olsun savaşmaya değer olduğunu içten içe bilmeniz yeterlidir.” –Anonim

Landau herkesin anlamlı bir hayat elde etmek için eşit derecede çaba sarf etmesi gerekmediğini belirtmektedir. Başlamak için farklı seviyelerde noktalar vardır ve şanslı bir azınlığın o kadar da çaba sarf etmesine gerek kalmaz. Fakat birçok insanın hayatlarındaki anlamı artırmak ya da devamını sağlamak için en azından bilinçli olarak çaba göstermek zorundadır.

Aynı iddialar romantik ilişkiler söz konusu olduğunda da geçerlidir. Neredeyse herkesin aşkı için “fedakarlık” yapması gerekirken, derin bir aşkı sürdürebilmek için herkesin eşit derecede fedakarlık yapmasına gerek yoktur. Hatta bazen çok çalışmak işe yaramaz (Kipnis, 2003). Eğer aşk size iş gibi geliyorsa, bu aşkınızı doğru şekilde yaşamadığınız anlamına gelir.

Günümüzde birçok iş türü tatmin edici ve yerleşik bir değere sahiptir; bu yüzden geleneksel olarak sıkıcı, evi temizlemek ve fatura ödemek gibi istenmeyen ev işleri anlamına gelen “iş” olarak düşünülmemektedir. Aşkı kesinlikle bu anlama gelen bir iş kategorisine koymak istemeyiz. Fakat bütün romantik ilişkiler ilk görüşte başlamaz ve bu yüzden de her zaman olmasa da genellikle eğlenceli olan anlamlı bir çaba gerektirir.

Sonuç tespitleri

“Asıl yapmamız gereken mükemmel aşkı yaratmakken, mükemmel sevgiliyi bulmaya çalışarak zaman harcıyoruz.” –Tom Robbins

İnsanlar genellikle mükemmel sevgiliyi mükemmel bir insanın niteliklerine odaklanarak bulmaya çalışmaktadır. Bu tür bir arayıştaki başlıca hata, aralarında bir ilişki başlaması beklenen çiftin arasındaki bağlantının nasıl olduğuyla birlikte iki tarafının da kusurlar barındıran tabiatlarını hesaba katmamaktır. İdeal bir partner hayalinizdekilerin mükemmel bir birleşiminden oluşmaz; sizin için yaratıldığını düşündüğünüz kişi her zaman ruh eşiniz olmayabilir. Daha ziyade ideal partneriniz, sizinle uyumlu, sizde yankı uyandıracak ve karşılıklı yaşadığınız derin aşkınızı sürdürmek ve geliştirmek için her şeyi yapmaya hazır kişidir. Gördüğünüz her kurbağa eşsiz bir prense dönüşecekmiş gibi davranamazsınız fakat partnerinizin olumlu yönlerini değerlendirirken ona karşı daha cömert olabilirsiniz. Durum ne olursa olsun, kusurlu bir partner kusurlu (en azından derinliği olmayan) bir aşk ilişkisi anlamına gelmek zorunda değildir.

Yazan: Aaron Ben-Zeév (Ph.D.)
Çeviren: Nisrem Akciğer
Kaynak: psychologytoday

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.