Andre Breton 1924 Sürrealist Manifestosunda şöyle yazdı, “ Gelecekte birbirine zıt iki durumun açıklığa kavuşacağına inanıyorum; hayal ve gerçek, yani mutlak gerçekliğin sürrealist biçime girmiş hali, şöyle söylemek gerekirse bunu ben ortaya çıkarmak istiyorum, kendi başıma buna ulaşmam çok zor ama ona hasip olmanın verdiği haz beni benden alıyor.” Breton yazısında şöyle devam etti “ İsteklerim gerçekleşene kadar tek niyetim yargının, muhteşemlik fikrinden nefret eden, onu ayakları altına alıp çiğneyen adamları alt ettiğini görmek. Şuna bir açıklık getirelim: Muhteşem olan daima güzeldir. Hiçbir şey değil bir tek Muhteşem olan güzeldir.”

Soru şu; bu  ‘üstün gerçeklik‘ nasıl ortaya çıktı, daima belli bir disipline içinde olan aklın bilinç kısmına nasıl yerleşti. Sürrealist şair ve yazarlar genellikle uyuşturucular ve alkolden yararlanarak bilinçdışını su üstüne çıkarmak için bazı oyunlar oynarlardı. Sanattaki basmakalıplığı özgür bırakmak için ‘gelişigüzel’ yazmaya başladılar ve belli bir estetiğe sahip cesetler (cadaver exquise) çizdiler ya da normal kalıplar içinde hayal edilemeyen belli figürlere yeni bakış açıları kazandırmak için kompozit çizimler yaptılar. Sigmund Freud’un serbest çağrışım yönteminin tezahüratları Sürrealizm’ de çok fazladır ancak akımı yansıtan başka görsel örnekler de yok değildir.

Sanatçılar uzun bir zaman hayal, düş ve kendi iç dünyalarını sanatta bir kaynak olarak kullandılar. Gustave Courbet’in çağdaşı Gustave Moreau, maddecilik döneminin amansız gerçekçiliğine bir alternatif sundu. Yüzyılın başında Edvard Munch döneminin büyük göstergesi olan yabancılaşma sancısı ve terk edilme korkusunu gün yüzüne çıkardı. Amatör bir ressam olan Henri Rousseau avant-garde peerlere olan şaşkın hayranlığı hayallerini ve tasarılarını yeni baştan yaratmasına sebep oldu. Odilon Redon gözü, büyük bir balon olarak yeryüzü üstünde gezen devasa bir gözlem kamerası gibi resmetti. Ama en önemli etkiyi İtalyan ressam Giorgio De Chirico tuhaf resimleri pittura metafisica diye betimleyerek yaptı.

De Chirico 1919’da ‘klasiğe’ dönmesine rağmen kült olan Tuhaflık ve Muhteşemliğin ilk üyesiydi. 1913′ de çizdiği resimlere dayanarak, tasarılarındaki içeriğin metodu, bir araya getirilmesi olanaksız olan unsurları birleştirme yöntemine değiniyor gibiydi. De Chirico’nun objeleri sanki Lautreaumont’ un teşrih masasında karşılaşmışlar gibi 1914 Song of Love‘da bir araya gelir ve bir gizem yaratırlar. Resimleri, sonrasında gelen bir çok sanatçı gibi Breton tarafından el konuldu ve Sürrealizm teorileri arasında sarılıp sarmalandı.

Sürrealist Teori, şair ve görsel sanatçılarının kullanımı için yeni baştan ustaca işlenmiş Sigmund Freud‘un yazılarını daha basitçe anlaşılmasına dayanırdı. Sürrealizm sayesinde Freud 1930’larda popüler hale geldi ve 1920’lerde Paris’teki sanatçılar üzerinde onun etkisi vardı. Sanatçılar için akıl ya da insan psikolojisi sanatın ilham kaynağı olarak görülüyordu. Freud’a göre bilinçdışı, adı bilinmeyen bir dil yapısındaydı. Sosyalleşmenin kötü koşulları yüzünden ilk istekler bastırılmış ve temel içgüdülerin önüne geçilmiştir. Bununla birlikte akıl kendi yönetim şekline sahip olmuş ve toprağın altında kalan bu yönetim şekli, yer değişimi ve aktarım yoluyla ya da yerine koyma yoluyla ortaya çıkarılmak zorundadır. Akılın bu bölümü dolaylılığa mahkumdur ama şiir ve metafor fazlalığıyla telafi edilir.  Sonuç, gerçek ve hayalin çöküşüne sebep olan başkalaşma içinde ulaşılamayan ilk senaryoya dönüştür.

Salvador Dali‘nin The Persistence of Memory (1932) gibi resimleri, Hollandalı bir sanatçının gösterdiği hassasiyet ve bağlılık ile işlendi. Hayal, etin pigmentlerinde ortaya çıktı ve karşılaştırıldığında sönükleşen gerçeklikten daha canlı, yoğun ve daha hatırlanabilir bir haldedir. Dali görenler tarafından tercüme edilen hayalini savunurken, resim yapan bir filozof olan Rene Magritte kelime ve sözcük oyunlarıyla algılanan gerçekliği yıktı. Personal Values (1952) de özellikle kavramsal oyunlar çok fazladır: kapalı bir odada, odaya orantılanmış dışı bulutlarla kaplı bir yatak vardır ama yatağın üzerinde dik duran bir tarak ve kapıyla orantılı bir dolabın önünde duran boş bir bardakla burun burunadırlar, aynada görünmeyen bir pencere ve mavi gökyüzünde süzülen bulutlar vardır. ‘Doğuya ait’ halılar yerde birbiri üstüne çıkmıştır ve orta boy bir kalem ve büyükçe oval kalıp bir sabunun olduğu boş bir alana serilmişlerdir. Bu ters yüz edilmiş odada tüm bu görünen objeleri bir araya getiren şey nedir?

İşlenmemiş bir fotoğraf gibi, aklın özleri de tamamen özel ve özgün olan gizli bir dili konuşan örtüsü vardır. Sürrealizm sanat çalışmalarındaki hayali resimleri tamir ederek bu gizli dilin peşinden koşar. Ama başka bir Freud Teorisi vardır ki sanat çalışmaları içinde bu yolu bulmamıza sebep olan, gelişigüzel yazma yöntemidir: “… Sürrealizmin asıl keşfi bu noktadadır, ön yargılar olmadan yazmak için var olmuş bir kalem ve bir kurşun kalem, çizmek ya da son derece önemli cisimleri eğip bükmek için tükenmek bilmeyen.” Öylesine karalanmış ya da eğri büğrü çiziklere benzeyen ecriture automatique şairin bilincindeki düşüncelerin kontrolünü sağladığı kısımdı. Joan Miro gibi ressamlara ya da Max Ernst gibi toplum sanatçılarına göre sonuç olarak ‘yazma’ serbest çağrışım ve bilinçakışının bir birleşimiydi.

Bilinçdışına tam yetki vermenin zor olmasına rağmen aslında gelişigüzel yazmayı ‘pratik eden’ sanatçılar oldukça dikkatli ayrıca şekil (Miro) ve nesne (Ernst) kullanımında oldukça seçiciydiler. Kesinlikle Miro serbest formda biyomorfik şekiller yaratma olasılığından esinlendi ama bu şekilleri hayal dünyası ve soyut kavram arasında harmanlayarak bir uyum içinde geliştirdi. Max Ernst Europe After the Rain (1940-41) de frotajı pratik etmiş olabilir ama o bu ovmalarını iyi bir etki için kullandı ve bu etkiye yardım etti, tanımlanabilirlik içinde başkalaşıma teşvik etti. Bununla birlikte çalışmayı görenlerin aklı karışmıştı. Bitmiş ve bitmemiş eser arasındaki, bilinen ve yabancı arasındaki, parça ve bütün arasındaki ayrımların ortadan kalkması, gerçeklikteki değeri bitirir ayrıca aynalama ve çiftlemeyi yaratır.

Dada ve Freud teorisinde unsurların bir birleşimi olan varoluş sebebini (raison d’etre) temel alarak Sürrealizm sanat ve güzellik arasındaki bağlantıyı ya da geleneksel estetik fikrini kabul etmez. Breton’un bahsettiği “ Güzellik ya sarsıcıdır ya da hiçbir şey değildir” sözünde Breton ‘güzellik’ tanımını yeni baştan yaratmıştır. Sürrealist güzellik; kendini şekillendiren biçimsizliğin güzel olarak var olması onun ‘sarsıcı güzelliği’ dir. Bu ‘formsuzluk’ (informe) beklenmeyen bir tanımsızlık ya da imgeyi tasarlanmış bağlamdan kopuk olarak göstererek bir yetersizlik üretir. Kalan her şey görsel güce öncelik veren gözün ‘vahşi bölgesi’ne aittir: bunu gören sadece gördüğü hemen hemen ilk unsurda kalır. Aklın altında yatan temelleri, sanatın Sürrealist bir çalışması ile ortaya çıkarıldığı için şekilsiz ya da cahilce yapılmış gözlem ifşa durumunda kendini sarsar.

Yazar: Dr. Jeanne S. M. Willette and Art History Unstuffed
Çevirmen: Öznur Özaşir
Kaynak: arthistoryunstuffed

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.