Jacques Lacan dersleri hakkındaki bu seri boyunca, Lacan’ın kavramlarının ilk anlamlarıyla anlaşılmaması gerektiğini çeşitli defalar belirtmiştim. Eril Düzen (Masculine Order), “erkekleri” ya da “erilliği” değil Simgesel Düzeni ya da dili; “Dişil” (Feminine) ise, benzer şekilde, “kadınları” ya da “dişiliği” değil gerçeğin anlaşılmazlığını ifade etmektedir. Aynı şekilde Fallus (the Phallus) kavramı, erkekliği ve kadınlığı birleştiren bir göstergedir. Farklılığın bir fonksiyonudur ya da cinsel farklılığın maskesi haline gelir. Fakat Fallus sadece soyut bir fikir de değildir. Fallus, fizikselin bir parçasıdır ve cinsel mutlulukla ilişkilidir. Bu bağlantının sebebi – yalnızca Fallus tarafından sembolize edilmesi haricinde – cinsellik ve cinsel isteğin, zamanla kaybolmuş ve geri döndürülemez arzu fantezilerinin (Anneye yönelik) kökeninde yer almasıdır.

Fallus’un anlamındaki güçlük gibi, Lacan’ın organ olan/olmayan üzerine düşüncesi – alışkanlığı olduğu üzere – zamanla evrilmekte ve Fallus’u Freudyen biyolojiden çekip alarak, tüm erekte ihtişamıyla, soyut sembolik alana yerleştirme mücadelesinin izlerini taşımaktadır. Fallus’un merkeziliği sadece Lacan ya da Lacan’ı yorumlayanlar için bir sorun değildir. Aynı zamanda, 20. yüzyılda Lacan okuyan kadınları takiben, Fallus “Simgesel Düzenin” simgesi ise, Simgesel Düzenin ya da Dilin neden über-penis üzerinden temsil edilmesi gerektiğini merak eden 21. yüzyıl kadını için de bir sorundur. Arzu neden bu fallik oluşum etrafında şekillenir? Lacan uzmanı Luce Irigaray’ın sorduğu gibi, eğer Anne, tüm Arzunun ve konuşulmayan gerçeğin kaynağı ise/idiyse neden vajina ya da göğüs Ekonomisi gibi kavramlar kullanılmadı? Sorunun basit cevabı şudur: Lacan hayatını Freud tarafından yeniden üretilen ataerkil hikâyeleri yinelemekle harcamıştır.

Lacan okurken kelime seçimindeki erkeksilik ve saldırganlık dikkat çeker. Gerçekten, insanın toplumsallaşmasına dair bütün çözümlemesi sevgi ihtiyacının doyurulmasına değil kıskançlıkla ve dramatikçe yapılan bir cinsel vazgeçiş hikayesine dayanır. Lacan, ilginç bir entelektüel oyun olarak Ferdinand de Saussure ile Sigmund Freud’u ya da varoluş ve varlık fikirleriyle dil ve cinselliği bir araya getirmiştir. Fakat amaç ne olursa olsun, sonuç erkeğe ve erkek şiddetine ayrıcalık tanımak ve kadınsılığı (Feminine) konuşulmayan bölgeye yerleştirerek kadını dışarıda tutmak olmuştur. Freudyen biyolojik köklerinden sıyrılsa da Lacancı “aile romansı”nın neticesi hala aynıdır ve toplumdaki kadın üzerindeki güncel erkek üstünlüğünü yansıtır ve Efendi/Köle diyalektiğinin cinsiyetleştirilmesinde de etkisi vardır.

Lacancı sistemde, Kadın olamaz, var olamaz. Lacan düşüncesinde, kadınlar yalnızca farklılığın göstergesidir. Kadınlar yalnızca farklılıkla ilişkiliyse, özne olmaktan dışlanmışlardır. “Efendi” karşıtı konuşurken Lacan yalnızca Kadına/kadınlara hükmetmekle kalmaz fakat onları Öteki (Other) ya da erkek özne için var olan daimi-mevcut Öteki olarak ele alır. Fakat kadınların bu Öteki’liği de ikincildir ve konumu Simgesel Öteki’nin, Simgesel Bir’e ya da özne-olmayanın konumuna kıyasla daha aşağıda yer alır. Kadınlar Öteki olarak dahi var olamazlar, Simone de Beauvoir’ın İkinci Cins kitabında belirttiği gibi,

…kadın, basitçe erkeğin kararına göre belirlenmektedir. Bu yüzden kadının “bir cins” olarak anılması, erkeğe cinsel bir varlık olarak bağlı olduğu anlamına gelir. Erkek için kadın cinstir – mutlak cinselliktir, daha azı değil. Erkek kadına referansla değil, kadın erkeğe referansla tanımlanır ve farklılaştırılır. Kadın rastlantısal olandır, özsel olana karşıt özsel olmayan varlıktır. Erkek Öznedir, Mutlak varlıktır; kadınsa Öteki Cins’tir.

Öteki sınıflandırması, kendinde bilinçli olduğu kadar ilkeldir de. En ilkel toplumlarda, kadim mitolojilerde, Ben ve Öteki olarak kavramsallaşan ikilik ifadesine rastlanır. Bu ikili ayrım aslen cinsiyetlerin bölünmesine bağlı değildi, hiçbir ampirik olguya dayanmıyordu. Fakat, Freudyen düşünce gibi, Lacancı teori de kadını, gerçek kadını, topluma anlamlı bir katkı yapması dışında bırakır. Freud’un yolundan giden Lacan’ın teorisi, feministlere göre, erilliğin “monolojik” “detaylandırılması” ya da erkek sesli bir oyundan fazlası değildir. Simgeselleştirmeye karşı koyan gerçeğin bir kısmı olan dişilik; çoğulluğun, çeşitliliğin ve Eril düzenin yıkım yeri olarak susturulmuştur. Kadınlar, Farklı olarak, yereli aşabilenin her zaman erkek olması varsayımıyla, evrensellikten daima dışlanmışlardır.  

Lacan’ın açıkladığı gibi, hoşlanmanın ya da hazzın “erkeksi yöntemi” kadınla herhangi bir ilişkiyi imkansız kılar. Erkek özne her şeydir: “l’homme comme tout.” Erkeğin arzuladığı şey belli bir kadın değildir fakat nesnedir ya da, Slavoj Zizek tarafından Anne-Şey olarak da tanımlanan, asla bulunamayacak olan kayıp orijinal aşk öznesidir. Feminist filozof Monique Wittig, kadınların evrensel bir varlık statüsü edinebilmeleri için cins ya da cinsiyet farklılığını ortadan kaldırmayı önermiştir. Feminist bilim insanları Lacan’ın, Freud gibi, görüntüyü öncelediğine ve aynasal/görsel bir sistem/oldukça pornografik ve röntgenci bir sistem yarattığına işaret etmiştir. (Erkek) çocuk annesinin (Freudyen) kastrasyonunu veya (Lacancı) Eksik’ini görüntüyle, görmeyle keşfeder. Otoriteyi taşıyacak gerekli uzantı olan penise sahip olmadığı için annenin erkekten daha az olduğunu görür. Kendinden menkul bir tanımı ya da anlamı olmaksızın, anne fallus/penis/güç Eksiği ile tanımlanır. (Çocuğun) Göz(ü), Anneyi/nesneyi görür, ona hükmeder ve onu değersizleştirir.

Çocuğun, kadının yalnızca erkeğe kıyasla veya erkekle “ilişki içinde” “görülmesi” gerektiğini öğrenmiş olduğuna- ya da erkek teorisyenlerin bunu varsaydığına – dikkat etmek gerekmektedir. Lacan için, gözler teleskopik sürücünün kaynağıdır ve libidonun kendini dünyaya yansıtarak onu keşfetmesine erişim sağlar. Aşk, sevileni sahip olma ve kontrol etme adına nesneye indirger. Kadın/erkek ilişkileri, içinde Öteki’nin itaatkar bir yok-varlık’a indirgendiği Yerinden Edilen arzunun kaçınılmaz sadizmi ile birinin diğerine kendini bir nesne gibi sunduğu mazoşizm etrafında şekillenir. Lacan için, türevsel bir yapıya dayanan cinsellik, bir görevdir ve dilin yapısı içinde sınırlanmıştır. “Görev”i açıklamak için Lacan ünlü tuvalet kapıları örneğini vermektedir. Tuvalet kapılarının birinde “kadın” ve diğerinde “erkek” etiketleri bulunur. Kapıların etiketlenerek birbirinden ayrılmaları gibi insanlar da etiketlenir veya birbirlerinden ayırt edilirler. Toplumsal kimlikleri dışarıdan kendilerine yüklenir ve Simgesel olan Yasa’nın işlemesi yoluyla kendilerine verilir. Toplumsal cinsiyet biyolojik bir sonuç gibi var olabilir fakat cinsiyet toplumsal bir yapıdır ve sadizm ve mazoşizmin ve itaat etmenin ve hükmetmenin bir sonucudur.

Fallus üstün bir gösterge olarak ileri sürülse de, üstünlüğü hilelidir, bir maskedir. Fallus’un gücü diğerinin itaatine bağlıdır. Fakat, işin doğrusu, hepimiz hadım edildik. Ataerkil sistemdeki yerimiz Kayıp’ın bedelince korunur ve yetişkin hayatımız simgesel ataerkil yasa tarafından bastırılmanın gecikmiş neticelerinden biridir. Kadınlar, kayıp ve kazanç ekonomisinin neden vajina üzerinden yapılmadığını sorabilirler. Fakat Lacan mantığını izlersek, vajinal bir ekonomi imkânsızdır. Lacan, psikolojisini görüntüye, kadının Fallus/penis “eksiği” görüntüsü üzerine inşa eder. Vajina vardır fakat görülemez. Bununla birlikte, görsel düzen yalnızca görünen ya da görsellik üzerinden işler. Bu, kadınların cinsel organı yoktur demek değildir; bu, organ bakana/izleyene “sunulma” anlamında “sunulu” değildir.

Yıllar boyunca Lacan, Gustave Courbet’in kaybolduğu düşünülen Dünyanın Kökeni tablosunu elinde tuttu. Bu ünlü tablo iki yana açılan ahşap bir kapıyla (üzerinde André Masson’un bir resminin anahat çizimi bulunan) saklandı. Kapı, doktor bir kadının cinsel organının resmini izleyiciye (erkek ya da teorik olarak kadın) “sunduğunda” iki yana açılıyordu. Courbet’in Dünyanın Kökeni tablosunun işaret ettiği gibi, vajina törensel durumlar altında mevcut oluyordu. Kadın cinsel organının bakış açısı tamamen izleyicinin bakış açısıdır: organlara sahip olduğu varsayılan kadın, kendini tanımlayanı göremez. Kendi cinsiyetine kördür. Erkek tarafından kadın vajinasının resmedilmesi – Courbet veya bir başkasınca – yalnızca sav ya da tanımlama eylemi değil, ayrıca Eksik’in dehşet verici gizeminin radikal röntgenci bir görselleştirmesidir. Tablo Lacan’da kaldığı sürece gerçekten gizlenmesine ek olarak, labyayı çevreleyen kıllar da gizlenmiş, böylece Lacancı teorinin Kayıp olarak tanımladığı korkmuş “delik” kapatılmıştır.

Gözle görülemeyen Eksik’in aksine, penis/Fallus’un yeri bellidir ve her zaman görülmeye hazırdır. Erkek, cinsel organını hiç zorlanmadan görebilir. Görsel kültürün bakış açısından, kadının mevcut organının yokluğu, erkeğin kadın “cinsi” hakkındaki aşırı merakını izah eder. Fallus’un varsayılan kültürel gücü dikkate alındığında, göstergesi olan penisin, belki de gizini korumak için, toplumsal olarak gözden uzak tutulması ilginçtir. Kültür penise çeşitlilik söylemi verir: büyük, küçük, uzun, kısa, kalın, ince, zayıf vs. Aksine, bütün vajinalar Eksik’likleri ile birörnek olmuş ve hepsi birbirinin aynıymış gibi, kültürün “evrensel” bir vajina varsaydığı görülmektedir. İlginç bir biçimde, penisin bitmeyen çeşitliliği konuşulur fakat pornografi haricinde görülmez. Kadın bedeni ise sürekli olarak sergilenir ve aynılık üretmek için bitmeyen cerrahi mühendisliklere tâbidir. Bu speküler/aynasal sistem içinde, kadın reddedilen bireyselliktir ve kendisinin soyut bir görselliğine karşılık gelmelidir. Aksi takdirde görsel kültürün dışına itilir. Lacan’ın dediği gibi,

Üstelik, görülebildiği ve erekte olabildiği için simgesel kullanımı mümkün olan şey penis değil Fallus’tur. Görülemeyen, gizli bir şeyin simgesel kullanımı da olamaz… Açıkçası, kadının cinsel organının böyle bir sembolizasyonu yoktur. Kadın cinsel organının karakteri yokluk, delik, boşluktur…

Teorize edilebilen tek cinsel organ Fallus’tur. Bu nedenle, Lacan’a göre, Fallus sadece “önemsiz bir şekilde erildir”. Fallus verili olanın, var olanın, sahip olunanın teorisidir. Vajina ise sahip olunamayanın, Eksik’in, Kayıp’ın veya var olmayanın/teori dışı olanın sembolüdür. Bununla birlikte, Eksik ve Kayıp, tam da Arzu’nun sebebidir. Erkekler, kastrasyon (Eksik) korkusuyla doludurlar ve gözlerini korkutan ve onları daha fazla Fallusa/güce sahip görünenlerle rekabete sokan fallosentrik bir mesaj içinde endişeyle yaşarlar. Kadınlara gelince, Lacan’ın teorileri kadınları yok eder/sıfıra indirger. “Kadın” yalnızca sonu olmayan izdüşümler dizisidir, erkek söyleminden doğan üründür. Lacan kadın orgazmının var olup olmadığını ve kadının orgazm olabilme becerisinin Fallus’un ötesinde konumlanıp konumlanmadığını merak eder.

Lacan için asla cinsel bir “ilişki” yoktur. Çünkü kadın ve erkek, eşitsizlikleri içinde ilişki kuramazlar. Her biri diğerinin Nesnesine Özne rolü oynar. Karşılık veya bir simetri yoktur. Kadın bedeni zar zor var olur (Eksik dışında). Kadınların yapacakları az şey vardır ve söyleyecekleri hiçbir şey yoktur. Yalnızca erkekler var olduğu için kadınlar onlara “eşit hale gelebilirler”. Peki kadınlar yoksa gördüğümüz nedir veya kimdir? Başka fikirleri kolaylıkla bünyesine katan Lacan, kadının tebdil-i kıyafet içinde olduğunu söyler. “Tebdil-i kıyafet olarak kadınsılık” fikri Lacan’ın değil, Freud takipçisi Ernest Jones’un 1927’deki tezine 1929 tarihli ünlü makalesiyle cevap veren Joan Riviérè’e aitti. Sean Homer’in Jacques Lacan kitabına göre, Riviérè, böyle bir varlık düşünmeyen erkek psikanalistlerin dünyasına daha modern ve entelektüel bir kadın sunmak istedi. Sonuç 1929’daki makaleydi: “Tebdil-i Kıyafet olarak Kadınsılık.”

Riviérè’e göre, entelektüel yeteneğe ve isteğe sahip kadınlar 20. yüzyılın ilk dönemlerinde erkeksiliğe göz dikmek zorundaydı. Ancak böyle bir Prometean eylem erkekte kaygıya yol açar. Erkek egemenliğinin bu şekilde parçalanması çok mühimdir ve erkeklerin faile karşı intikama başvurmasına sebep olur. Bu nedenle kadınlar erkeksilik ister fakat saldırı ve çatışmaya karşı çözümün bir anlatımı olarak kadınsılık maskesi takarlar. Bu tebdil-i kıyafet, erkeklerde uyanacak kaygı ve intikam duygusunun önüne geçer. Kadınlardaki bu erkek korkusunun kökeni için aileye bakılabilir: Kızlarda, bir erkeğin, Babanın, yerine geçme fantezisi vardır. Lacan için, kadın bir işaret-nesnedir, değiş-tokuş öğesidir. Riviérè için ise bir kadın kamusal alanda konuştuğunda, bir konuşmacı olarak ya da herhangi bir biçimde, korku hisseder. Bir kadın sesi yalnızca erkekler tarafından hoş karşılanmamakla kalmaz, aynı zamanda o, dilin içinde hadım edilmiş bir özne olarak yer alır.

Bu korkunun ve erkekten gelebilecek olası bir intikamın çözümü Tebdil-i Kıyafettir. Riviérè kadınla homoseksüel birey arasında benzerlik kurarak her ikisinin de maske takma ihtiyacında olduğunu belirtir: “Kadınsılığın” abartılışı kimliklerinde erkeksilik isteyen kadınlar için tebdil-i kıyafettir. “Erkeksiliğin” abartılması da bir homoseksüelin “kadınsılığını” gizler. Erkeğin kabul edebileceği bir şekilde bir kadınsılığın yaratılması bakımından tebdil-i kıyafet merkezi bir rol oynar. İronik olarak, bu sahte kadınsılığı gerçeğe dönüştüren şey taklit yoluyla gizlenmenin bu sanatsal formudur. Çünkü bütün cinsellik söylemi erkeğin ihtiyaçları etrafında döner, kadınsılık erkek için bir maskedir. Güven verici olan maske, erkeğin ne olmadığı ile – kadın – ilişkisinde kendini tanımlamasına olanak sağlayarak erkek kimliğinin krizini çözer. Esasen, Lacan’ın belirttiği gibi, “Kadın yoktur.” Bununla birlikte, Varlık gibi, konuşulması gereken bir unsurun var olmadığını ifade etmek için, söküme alma (sous rature) yöntemi kullanılır. Kadın yoktur.

Yazar: Jeanne Willette
Çeviren: Zeynep Duran
Kaynak: arthistoryunstuffed

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.

Bizi takip edin