Guguk Kuşu” ilk yayınlandığında birçok ödül kazandı ve 30 yıl sonra bile tekrar izlendiğinde muhteşem bir film olarak görülür. Film 1963’de, uzun dönemli erkek hastaların kapatıldığı psikiyatri koğuşunda geçiyor. Jack Nicholson’ın oynadığı R. P. McMurphy koğuşa geliyor ve anında erkekleri kışkırtmaya başlıyor. Şu çok açık ki McMurphy hapishaneden çıkmak için akıl hastası numarası yapıyor. Bir suç geçmişi var ve pek çok kere kavgaya karışmış. Az bir zaman sonra da diğer hastaların tüm sigaralarını kart oyunları ve bahis vasıtasıyla kazanıyor.  Başhemşire olan kötü şöhretli Hemşire Ratched ile tartışıyor ve kendilerini savunmaları için diğer hastaları uyandırıyor. Hastalarla beraber hastaneden kaçıyor ve onları balığa çıkarıyor. Diğer hastaların neden orada olduğunu sorguluyor, pek çoğunun kendilerinin orada kalmayı seçtiğini ve istedikleri zaman gidebileceklerini öğrenince şaşırıyor. Eninde sonunda, onun sisteme karşı savaşının çok fazla soruna yol açmasıyla, elektroşok tedavisi alıyor ve finalinde lobotomi görüyor. 

Filmin gücü değişik faktörlerin kombinasyonunda yatıyor. Açık şekilde Jack Nicholson’ın oyunculuğu müthiş ve direkt olarak izleyiciyi kazanıyor. Sureti tüm ölçüsüzlüklerini affetmenizi sağlayacak farklı ifadeler ve akılla dolu. Ama bu aynı zamanda diğer aktörlerin olağanüstü oyunculuklarına bir saldırı. Özellikle zor bir rol olan Hemşire Ratched rolündeki Louise Fletcher için.  Filmin hikâyesi güçlü, zaten Ken Kesey’nin romanı temel alınmış. Kitabın filme uyarlanışı mükemmel ve tartışmasız şekilde film kitabın üstüne çıkmış.

Bu noktada film, hastaları cezalandırma şekli olarak elektroşok tedavisi tasviri yüzünden kötü nam ediniyor ve bu genellikle antipsikiyatrik bakış açışının güçlü ifadesi olarak gösterilir.  İnsanları kontrol etmede kurumların gücünün ne derece kritik olduğu inkâr edilemez. Film için özellikle önemli olan ise tüm doktor ve hemşirelerin gerçekten hastalara yardım etmek istediği gerçeği. Hemşire Ratched bile gerçekten sorumlu şekilde davranmak istiyor gibi ve Fletcher’ın tasvirinin dehası, sorumlusu olduğu insanlara karşı iğrenç veya kötü olmayan biçimde.  Ara sıra koğuşu kontrol altına almak zorunda kalıyor ve grup terapi seanslarında talimatlara uymaya çalışıyor.  Elbette filmin sonuna doğru bir hastanın ölümünden daha fazla olay oluyor ve burası kırılma noktası. İyi niyetlerle olsa bile psikiyatrik sistem, baskıcı ve otoritelerin taleplerini isteyerek yerine getirmeyen istisnai bireyleri ezmek zorunda. Bu yüzden film, psikiyatri servisinin eleştirisi olduğu kadar kendilerini yardımsever, şefkatli ve hatta insanları kontrol altına almaya çalışan şeklinde tanımlayan diğer kurumların da eleştirisi. 

Tabi ki Forman’ın filminde tasvir edilen çeşitte psikiyatri hastanesi çok az kaldı. Hastanenin psikiyatri koğuşunda uzun zaman geçirmek, bu günlerdeki hastalar için ender bir durum ve hala açık olan eski psikiyatri hastane sayısı çok az. 1960’larda az insan ilaç tedavisi görüyordu, şimdi ise pek çok insan görüyor. Akıl sağlığı tedavisi için kullanılan bütün yöntemler son kırk yılda radikal şekilde değişti. Tartışmasız elektroşok tedavisi tasviri, o zaman için bile insafsızca ve kuşkusuz tedavi verme yöntemleri o zamandan sonra önemli ölçüde gelişti. Ancak bütün değişimlere rağmen Guguk Kuşu, psikiyatrik tedavinin popüler kültürdeki en güçlü tasvirlerinden biri olarak ve dahası modern sinemadaki zihinsel hastalıkların en iyi betimlemelerinden biri olarak görülür.  DVD’sinin yayınlanışı da bunun nasıl olduğunu açıklamaya yardımcı oldu.

DVD, yönetmen Milos Forman ve yapımcı Michael Douglas ile Saul Zaentz’in film üzerine açıklamalarını içeren iki-disk özel yayın ile çıktı. Konuşurlarken aynı odanın içinde birlikte gözükmediler, sadece açıklamaları beraber düzenlendi.  Douglas ve Zaentz’in açıklamaları filmi izlerken yapılmış gibi görünmüyor, bunun yerine uygun noktalara denk gelmesi için editörler tarafından sokuşturulmuş gibi. Örnek olarak, belirli bir sahneden bahsediyorlarsa o zaman açıklamaları o sahneye koyulmuş. Aksine Forman’ın açıklamaları açık şekilde filmini izlerken yapılmış ve en aydınlatıcısı onunki. 

Ayrıca ikinci DVD inanılmaz ilginç silinmiş sahneler içeriyor. Film 1970’lerde yayınlandığından, normalde böyle bir filmin o zamanlarda izlenilebilir olduğu beklenmiyordu ve bu onları görebilmek için özel bir muamele. İkinci DVD’nin diğer ana özelliği, filmin yapımı hakkındaki başkahramanların çoğunun röportajını içeren ama maalesef Jack Nicholson’ınkini içermeyen kısa belgesel bulundurması. Bu da ilk DVD’deki film yorumlarıyla aynı bilgileri içeriyor ama oyuncuların görüntülerdeki seslerini duymak yerine konuşmacı olmalarını görmek enteresan.  Filmin yapımı ile ilgili bazı bilgiler gerçekten gülünç. Örnek olarak yönetmen Forman McMurphy rolü için Burt Reynolds ve Hemşire Ratched rolü için Angela Lansbury ile bir zaman ilgilenmiş.

Açıklanan en anlamlı olay ise şu; ekip filmin çekildiği Oregon Salem’de büyük psikiyatrik hastanenin koğuşlarının birinde haftalar geçirmiş. Forman bunun, filmin olabileceği kadar gerçekçi olması için gerekli olduğuna inanıyordu, böylece aktörler hastaları gözlemlemek için koca bir zaman harcadılar ve ayrıca hastanede oldukları tüm zaman için karakterde kaldılar. Gece gündüz hastanede olmak, böyle bir hayat yaşamanın neye benzediğini aktörlere açık şekilde hissettirdi ve bunun onlarda dramatik etkileri oldu. Forman’ın özellikle grup terapi seanslarındaki kamera tekniği, iki kamera kullanarak biri ile konuşan karakteri göstermek ve öbürü ile tepkilerini izletmek için diğerlerinde dolaştırmaktı. Forman’ın açıklamalarında anlattığı gibi, bu kamera stili aktörlerin oyunculuğunu bile daha gerçekçi kılıyor çünkü karakterden çıkamıyorlar ve bu tamamen odaklı kalmalarına yardım ediyor.

Diğer bir olay da, filmin pek çok izleyicisi hemşireler ve asistanların bazılarının olduğu gibi tüm psikiyatrların filmin çekildiği Oregon Enstitüsü’ndeki gerçek psikiyatrlar tarafından oynandığını ilk önce fark edemedi. Kendi sahnelerinde çok inandırıcılar ve bu olay aynı zamanda Forman ve yapımcıların psikiyatrik makamlardan nasıl destek aldığını gösteriyor. Sonradan öğrenildiğinde bu şaşırtıcı gelebilir çünkü film psikiyatriye saldırı olarak algılanıyor. Tabi ki Forman tesislerini kullanmaları için izin vermeye yanaşacak hastane bulmanın ne derece zor olduğunu ve Salem Hastanesi’ndeki psikiyatrların nasıl bulunmaz insanlar olduklarını açıkladı.

Film, “akıl hastanesindeki insanlar sıradan insanlardan daha deli değil” ve “kapatılma şahsiyet ile doğallığı mahvediyor” antipsikiyatrik mesajlarını verirken aynı zamanda karşıt mesajlar da veriyor.  Demek istiyor ki, sıradan insanlar da akıl hastanesindeki insanlar kadar deli ve filmin esas ahlaki duruşu da insanları etiketlemek veya silmek yerine onlara saygı ile yaklaşmalıyız diyen açıkyüreklice bir hümanizm. Filme bu açıdan bakmak, aslında 1970’lerdeki topluma olduğu gibi bugünün toplumuna da uygun kılıyor. Ve bu da akıl hastalığının sempatik ve pozitif şekilde tasvir edildiği birkaç filmden biri sayılabilir anlamına geliyor. 

Yazar:   Christian Perring
Çeviren: Ömer Murat Urhan
Kaynak: metapsychology

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Ben Ömer Murat Urhan. Ankara’da ailem ile yaşıyorum. Keşfetmeyi seviyorum. Elime ne geçerse okurum. Bizi okumanın kurtaracağına inanırım. Her dönem, hiç gitmediğim bir yere gitmeye gayret ediyorum. Yer değiştirmeyi severim. Mühendislikteki hocalarım olsa yer değiştirmek değil deplasman yapmak derlerdi. Ben demeyeceğim. İnanın bıktım onlardan. Ben sanata inanıyorum.