Jane Ciabattari bu yazısında Freud’un ölümünden beri 75 yılda psikanalitik teorinin çok değiştiğini ancak edebiyatın hala Freud’un fikirlerinin güçlü etkisini hissettiğini tartışmaktadır.

Freudyen sürçmeler. Oidipus kompleksi. Ego. İd. Süperego. Freud’un yazıları insan davranışını algılayışımızı değiştirdi. Psikanalizin kurucusu muhtemel esas güvenilmez anlatıcının –özün- iç yüzünü anlamamıza öncülük etti ve aşikarlığın ötesinde dürtülerle gitgide karmaşıklaşan edebi karakterlere yönelik yol açtı.

1899 yılında yayınlanan ve çığır açan “Rüyaların Yorumu” adlı kitabında “Her rüya, anlam dolu ve uyanma durumunun psişik aktivitelerinde önemli bir yere atanabilecek psikolojik bir yapı olarak kendini ortaya çıkaracaktır.” demiştir. Başından itibaren çalışması, zamanının kanonik edebiyatıyla iç içedir. Bilinçdışı dürtüleri, kompleks metaforları ve rüyarların yer değiştirmesi anlayışını açıklamak için Sophocles, Goethe’nin Faust’u ve Shakespeare – özellikle Hamlet, Kral Lear ve Macbeth – ‘den yararlanmıştır. Basmakalıp olarak demişken öncü kavramları irrasyonel davranışları özetlemek için yazar ve şairlerin dilini kullanmıştır.

Freud’un edebiyatta süregelen etkisini anlamaya başlamak için bu, yazıları ve edebiyatçı çağdaşlarının eserleri arasındaki paralellikleri takip etmemize ışık tutar.

Akran Baskısı ve Övgü

Freud, 1897 Reigen oyunu da dahil ( La Ronde olarak bilinen) cinsel içerikli eseri Avusturya’da yaklaşık 25 yıl yasaklanmış Arthur Schitzler’e “Güzel eserlerinden birini okuduğumda kurgunun ardında bana, benim düşüncelerimden daha tanıdık aynı meseleler, görüşler ve çözümler buluyorum.” diye yazmıştır. Freud gibi Schnitzler de Viyana’da nörolog olarak eğitim görmüştü ve Rüyaların Yorumu’nu biliyordu. Schnitzler’in romanı rüyaları, Freudyen sembolleri (dağlar, göller) ve Freud’un Histeri Üzerine Çalışmalar (1895)’ında tanımladığı “serbest ilişki” üzerine modellenmiş bilinç akışını içerir.

Freud aynı zamanda psikanalistle ilgili 1931’deki biyografik yazısında not düşmüş Avusturyalı romancı Stefan Zweig ile mektuplaşmıştır. “20 yıl önce Freud’un fikirleri hala dine aykırıy düşüncelerdi. Bugün özgürce dolaşıyorlar ve sıradan dilsel kullanımda ifade buluyorlar.”

Freud’un psikanalitik teorileri ve bilinçdışı vurgusu çatışan karakterlerin yıllarını şekillendirmiştir. Oidipus komleksi teorisi, DH Lawrence’ın 1913 romanı Oğullar ve Sevgililer kitabındaki Paul Moral ve annesi arasındaki ensest ilişkiden günümüze bir edebi eserin temelini oluşturur.

Freud’un travma geçirmiş 1. Dünya Savaşı askerleriyle yaptığı çalışması, Virginia Woolf’un Mrs Dalloway (1925) Septimus Smith karakterine can veren Haz İlkesinin Ötesinde eserine öncülük etmiştir. Modernist şair HD, yazarların engellendiği, yıkıcı diğer dünya savaşı korkusuyla kısmen tehdit edildiği 1933 yılında Freud’u araştırmıştır. 1956 Freud’a övgüler kitabı onun psikanalitik iyileşmesinin bir anısıdır.

Eleştirel Analiz

Freud’un teorileri de yüzyılı aşkın süredir yazınsal eleştirilere ilham kaynağı olmuştur. 1940’larda Lionel Trilling, “Klasik trajik gerçeklik”in soyundan geldiğini yazdığı Freud’un ilkelerinin “şiirsel kalitesine” dikkat çekti. Ona göre, Freud’un bakış açısı, “sanatçı, insan dünyasını sadeleştiren ve kısıtlayan bir görünüm sunmaz fakat aksine bu dünyayı açar ve karmaşık hale getirir.”

Postmodernizm, Yapısalcılık ve Post Yapısalcılık – Fransız kuramcılarının çalışmaları da dahil, Claude Levi-Strauss, Roland Barthes, Jacques Lacan, Michel Foucault, Jacques Derrida, Gilles Deleuze ve Julia Kristeva –ekollerinin de Freud’un düşünce kökleri vardır.

Susan Sontag, Freud’a karşı çıkmış ve 1964 tarihli “Yoruma Karşı” adlı makale derlemesinde “sanatın erotizmini” savunmuştur. Harold Bloom, The Anxiety of Influence: A Theory of Poetry (1973) adlı kitabında Freud’un Oidipus kompleksini şairler ve öncüleri arasındaki rekabete uygulamıştır. Sandra Gilbert ve Susan Gubar, “Forward into the Past:The Complex Female Affiliation Complex” adlı eserlerinde (Freud’un düşüncelerine) feminist bir eğilim kazandırmıştır. Peter Brooks “Reading for the Plot: Design and Intention in Narrative (1992)”de Freud’un rüya çalışmalarını romanların nasıl kurgulandığına dair fikirler için derinlemesine incelemiştir.

Freud’un etkisi 21.yy’da da devam etmektedir. Fakat bugün, teorik bir katalizör işlevi gören bir karakter olarak ortaya çıkması muhtemeldir. Yakın zamanda, Goce Smilevski’nin Avrupa Birliği Ödülü’ne layık görülen ve Christina E. Kramer tarafından 2012’de Makedonca’dan (İngilizceye) çevrilen Freud’s Sister (2007)[3] adlı eseri gibi birçok feminist postmodern roman yayınlandı. Bu roman, Theresienstadt toplama kampında hayatını kaybeden Freud’un en küçük kız kardeşi Adolfina’nın melankolik hikayesini kurgusallaştırır. (Freud’un beş kız kardeşi de Nazi toplama kamplarında öldüler.) Karen Mack ve Jennifer Kaufman’ın tarihi romansı Freud’s Mistress (2013) Freud’un eşi Martha’nın kız kardeşi Minna ile sözde ilişkisine dair bir hikaye örer. Downtown Abbey dizisi yapımcıları, Freud: The Secret Casebook adlı bir başka televizyon dizisine de hayat veriyorlar. Yüzyıl sonu Viyana’sında geçen hikayede Freud tarihteki ilk profil uzmanı varsayılıyor. Ve kendi  “karmakarışık ve kışkırtıcı kişisel yaşamının” detaylarına iniyor. (Variety 16 Nisan)

Zihinsel Dedektif

Freud’un vaka incelemeleri, öykü veya kısa hikayeler olarak hazırlanmış ve kurgu yazarlarına sınırsız kazanç sağlamıştır. Çalışmalar, sorgulanacak, eleştirilecek, incelenecek, taklit edilecek, değiştirilecek ve kurgulanacak zengin metinlerdir.

Freud’un en iyi bilinen vaka incelemelerinden biri, 1905 tarihli Dora: Fragment of an Analysis of a Case of Hysteria[5]’sında anlatılan ve bacak ağrıları, histerik ses yitimi gibi rahatsızlıklardan muzdarip olan ve Freud’un hastalığının semptomlarını çocukluğun anılarına dayanan cinsel duyguların yerinden ortaya çıkması olarak yorumladığı genç bir kadının da dahil olduğu olaylar zinciridir. Lidia Yuknavitch’in 2012 tarihli gerilim romanı Freud’a Kafa Tutan Kız – Dora, Dora’yı-gerçek ismi İda Bauer- günümüz Seattle’ında Siggy adında bir analistle konumlandırır.

Yuknavitch The Rumpus’a verdiği bir röportajda “Freud’un müşterisi İda Bauer’a dayanan histeriye dair bu ünlü vaka çalışmasını ilk kez 20’li yaşlarımda okudum, o kadar sinirlendim ki öfke, 25 yıl yakamı bırakmadı. Fakat İda’ya sesini geri verecek kadar iyi bir yazar olmak için beklemek zorunda kaldım.”  açıklamasında bulunmuştur.

Dora vakası, aynı zamanda Sheila Kohler’in yeni romanı Dreaming for Freud’a da ilham verdi. 17 yaşındaki güzel bir hasta babası tarafından Freud’a götürülür. “Kızın daha mantıklı davranmasını istiyor,“ diyor Kohler. “Kızın metresinin eşiyle bir ilişki yaşamasını ancak bu konuda konuşmamasını istiyor. Kız bu duruma isyan ediyor ve adamın 13 yaşından beri kendisini taciz ettiğini söylüyor.” Kız babasının kütüphanesinde Düşlerin Yorumu(1996)’nun bir kopyasını bulur ve Freud’u kandırmak için rüyalar uydurmaya karar verir. Terapi seanslarında da ünlü psikanalisti uydurma hikayelerle oyalar. Princeton Üniversitesi’nde Freud’un Büyük Vaka İncelemelerini Okumak adlı bir ders veren Kohler “Freud’un vaka incelemelerinin hepsi Conan Doyle gibi gizemler olarak yazılmıştır, her vaka bir gizem. Her birini çözüyor. Haklı mı? Bu gerçekten hiç de önemli değil.”

Sonuçta bu gizem, nihayetinde, asıl mesele olabilir. Freud’un ilk yayınlarından beri fikirleri devrimci ve tartışmalıydı. Taraftarları – Carl Jung, Otto Rank, Alfred Adler, Karen Horney, Anna Freud, Melanie Klein ve Erik Erikson ‘ın aralarında bulunduğu – psikanalitik düşünceyi ve uygulamayı bu güne getiren ve değiştiren özgün tasarısından ayrıldılar.

Yazar Freud, 1930’da “açık ve kusursuz tarzı” şerefine Goethe Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü ki bu ödül, diğer sayısız yazar için bir katalizör olduğu gibi, en az bilim insanı Freud kadar önemli olabilirdi. Freud’un çalışmalarının anlamının en büyük ölçütü, sanatsal çalışmadaki sesinin yankılarından geliyor olabilir.

Yazan: Jane Ciabattari
Çeviren: Esra Demirezen
Kaynak: bbc

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.