Delilik Nedir?`in yazarı ve psikanalist Darian Leader, “Delilik hep kötülendi.” diyor.

Darian Leader, Clerkenwell`de Georgian tarzı, şık bir evde yaşıyor ve çalışıyor ve evet, muayenehanesinde bir kanepe var: Krom sarısı ve siyah deri bir kanepe. Kanapeyi tüm hastaları kullanıyor mu? Hayır. Leader, Lacanyen bir analist. Bunun anlamlarından biri, seanslarının uzunluk ve sıklığının, herhangi bir oturan (veya uzanan) hastalarına bağlı olması. Leader, eğer o an iyi bir fikir olduğunu düşünürse hastasıyla dışarıdaki bir bankta bile görüşmekten mutluluk duyacağını söylüyor. Konuşmamız sırasında ben de Leader’ın tam karşısında, koltukta oturuyorum ve çevremizi saran, sırtlarında ürkütücü isimler yazılı (Freud, Klein, Winnicott; tüm büyükler burada) yüzlerce kitap dikkatimi dağıtmasın diye çabalıyorum.

Yazdıklarınızın giderek karanlıklaştığının farkında mısınız?

Evet. Partnerim [Mary Horlock, Tate’in eski küratörlerinden ve birlikte 2 çocukları var] eskiden okuması zevkli kitaplar yazdığımı (örneğin Kadınlar Neden Yazdıkları Her Mektubu Göndermezler?) ama artık kitaplarımda sadece ölüm ve delilik olduğunu söylemişti. Delilik ile ilgili kitabımı okumak kolay değil, biliyorum, ama bence oldukça umutlu bir kitap. En azından nerede yapılabilecek bir şeylerin olduğunu gösteriyor.

Kitapta, “deli olmak” ve “delirmek” arasında bir ayrım yapmışsınız. Bu neden önemli? Ayrıca “sessiz delilik” ya da “özel psikoz” dediğiniz durumlardan nasıl bir şeyler öğrenebiliriz?

Psikotik bir dönem geçiren biri hastaneye yatırıldıktan sonra üzerinde durulması gereken konu, o dönemin öncesinde yıllarca nasıl stabil kaldığıdır ama [İngiltere’de] bunu yeterince yapmıyoruz. Sorunu bularak, insanların dengeyi sağlamasına olanak tanıyan mekanizmalar hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz. Bunlar da insanların yeniden dengeyi bulmasını sağlamak için size yardımcı olacak önemli ipuçları olabilir.

Yani size göre dışarıda bizim bildiğimizden daha mı çok delilik var?

Evet. Bana göre delilik istisna değil, kuralın kendisi; herkes elinden gelen en iyi şekilde hayatını toparlamaya çalışıyor. Bunun kabul edilmesinin [akıl hastası olanlara] yapıştırılan damgalara ve ötekileştirmeye karşı da işe yarayabileceğini umuyorum. Pek çok kişi [deliliği] tetikleyebilecek durumlardan kaçınmanın yollarını buluyor. Bir aşamada, nelerden kaçınmaları gerektiğini biliyorlar ve hayatlarını kendilerine özgü bir tarzda düzene sokup devam ediyorlar.

Kitapta, hastaları ve meslektaşları tarafından son derece “normal” görünen Harold Shipman`ı örnek olarak kullanmışsınız. Sizce, belirli “tetikleyiciler” olmasaydı Harold Shipman o cinayetleri işlemez miydi?

Pek sayılmaz. Ben orada soru sormaya çalışıyordum. Birden, akıl sağlığı alanında çalışanlar arasında bile [Shipman’ın mahkûmiyetinden sonra], sözde dini saçmalıklar dile getiren insanlar olması beni dehşete düşürmüştü. “Safi kötülük”ten söz ediyorlardı. Bu tür bir tepkiyi neyin yarattığını, Shipman davası ile ilgili düşünme sürecinde ne gibi sorunlar yaşandığını merak ediyordum. Shipman çok uç bir örnek fakat sunduğu örnekten çok şey öğrenebiliriz; özellikle de onun doktor olmaktan, toplumun onu yerleştirdiği konumdan ne anladığına bakarak. Ona göre doktor olmak, bir çapa noktasıydı.

 Fobiler ve fobilerin psikoz belirtileri olabileceği hakkında da yazıyorsunuz. Bu büyük bir sıçrama değil mi? Bir fobi sadece bir fobi olamaz mı?

Modern dünyada fobi sadece fobidir. Fakat eskiden (20. yüzyılın başlarında) psikiyatri ve psikanalize göre fobi başka bir şeyin işaretidir. Eski psikiyatri, bir fobiden kurtulurken dikkatli olunması konusunda uyarmıştır çünkü o fobi, hasta için, dünyayı bölümlere ayırmada temel bir yöntem olabilir. Klinik, fobileri ortadan kaldırıldığında daha da kötüleşen hastalarla dolu. Bu klinik bir gerçektir.

Peki, bu kadar delilikten korkmuyor musunuz? Kitabınızdaki ton, olağan dışı bir şekilde sakin.

Her tür insani temas korkutucu olabilir [gülüyor]. Televizyon reklamlarda eve hep biri gelir ve el altında bir oda parfümü ya da bir fincan kahve olması gerekir; burada mesele, başka bir insan ile aranıza konacak bir bariyer bulmak. Asıl yanlış olan ise deliliğin sıklıkla şiddet ve sınır ihlali ile ilişkilendirilmesi ve bu ilişkilendirme çoğunlukla medya tarafından besleniyor.

İşinizle nasıl yaşayabiliyorsunuz? Bana bir keresinde hastalarınızın tek ortak noktasının, acı çekmeleri ve hayatlarında dayanılmaz bir şeyler bulunması olduğundan bahsetmiştiniz. Peki, nasıl oluyor da muayenehanenizin kapasını kapatıp normal hayatınıza devam edebiliyorsunuz?

İnsanlar bana bunu çokça soruyor. [Yardımcı olan] en önemli şey, kişinin kendi terapisi veya analizi. Böylece bu dünyada neden bu işi yapmak istediğinize dair bir fikriniz oluyor. En iyi psikiyatrların “ Psikiyatr olmak istiyorum” diyenlerden değil de hayatlarında dayanılmaz acılar çeken ve yıllar sonra düşünüp “ Diğer insanları da merak ediyorum” diyebilenlerden çıktığını düşünmüşümdür hep. İşini ciddiye alan hiçbir psikiyatr, eğitiminin bir parçası olduğu için kendini analiz ettirmek isteyen birini hasta olarak kabul etmez.

Psikiyatr olmaya nasıl karar verdiniz?

Ergenlik dönemimde ailemde bir şeyler oldu ve annemle babam ayrıldı. Bu da analiz ilgisine zemin hazırladı. İnsanları birlikte veya ayrı yaşamaya iten nedir? Okulumuzda güzel bir kütüphane vardı ama öyle bir raf vardı ki oradaki kitapları dışarıya çıkarmak için izin almak gerekiyordu. Raftaki kitaplar arasında Frazer`in Altın Dal`ı ve Collected Works of Sigmund Freud (Freud`un Toplu Eserleri) de vardı. O rafa doğru çekildiğimi hissederdim. Müthişti, başka bir dünyanın kapısını aralamak gibiydi. Cambridge`de önce İngiliz dili okudum, sonra da felsefeye kaydım. İki alanda da psikanalizin lafının neden hiç geçmediğini anlayamadım.

Sizce psikanaliz sadece zenginler için midir?

Bu kesinlikle doğru değil. Psikiyatr konferanslarında, insanların çoğu katılım ücretlerini ödeyemiyorlar. Benim grubumdakiler ödeyebilecekleri kadar ödüyorlar. Sadece 5 sterlin ödeyen kişiler var. Eğer her ay belli miktarda bir para kazanmaya ihtiyacınız varsa bu işi yapmamalısınız. İşte bu yüzden birçok psikiyatr ek işler de yapıyor. Ben Paris’te eğitim aldım ve oradayken birçok iş yaptım. Bahçıvanlık yaptım, garsonluk yaptım, Parisli psikiyatrlara İngilizce öğrettim.

Kendinizi tanıştığınız herkese gizlice teşhis koyarken bulduğunuz oluyor mu?

Hayır. Ne zaman biriyle tanışsam ve ne iş yaptığımı söylesem ya kendisinin ya da bir arkadaşının yaşadığı kötü bir deneyim yüzünden inanılmaz saldırgan bir tavır alır ya da rüyalarından, bir köpek balığı tarafından nasıl kovalandığından bahseder.

 Peki ya çocuklarınız? Analist olmanızın babalığınız üzerinde bir etkisi oluyor mu?

Aslında babalık, bebeklerle ilgili geleneksel psikanaliz kuramlarına daha şüpheci yaklaşmama neden oldu. Diyebilirim ki, örneğin bebeğin ilişki kurduğu tek şeyin annesinin memesi olması bence çok saçma. Bunun dışında bir sürü şey oluyor. Çocuklar hakkında çok çok az şey biliyoruz. Gerçi ilk psikanalistlerin ya hiç çocuğu yoktu, çocukları olanların da dadıları vardı.

In Treatment adlı diziyi (Başrolünü Gabriel Byrne’ın oynadığı Amerikan TV dizisi) izlediniz mi?

Üst katta dizinin DVD setlerinden düzinelerce var [gülüyor]. Herkes hediye olarak veriyor. Gerçekten sevmeyi istemiştim ama maalesef inandırıcı ve bilhassa ilginç bulmadım.

Yazan: Rachel Cooke
Çeviren: Evren Koç
Kaynak: The Guardian

Libido Portal’da yayımlanan, Libido yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.

Bizi takip edin