Vizyon sahibi bir kadının akıl sağlığında sessiz bir devrime öncülük etmekteki ısrarı.

“Tüm iyi öğretmenler, uzak ya da öfkeli birinin içinde, derin, eksiksiz bir insan yaşamına meyilli bir ruhun olduğunu bilir,” der Anne Lamott mükemmel öğretmenlerin yaşam sunma gücü üzerine yazdığı harika eserinde. Öğretmenlerin -ya da ebeveyn, arkadaş, eş, sevgilinin- ulaşamadığı kişiler, iç kargaşası akut akıl sağlığına dönüşmüş ve aklın en uç noktalarında yıkıma uğratılmış olanlar, psikoterapistlere bırakılır. Fakat en başarılı terapistler, her hastanın içinde neredeyse kutsal birinin yaşadığı ve ne kadar yıpranmış ve huzursuz olursa olsun herkesin kurtarılabilir ve eksiksiz bir yaşam sürme yetisine sahip olduğu kanısının azmiyle hareket ederler.

Nazi Almanya’sından güç bela kaçmış, Fransa ve Filistin’de sürgünde yaşamış ve sonunda Amerika’ya taşınarak akıl sağlığının korumasında devrim denebilecek hareketi başlatan öncü psikoterapist Frieda Fromm-Reichmann’ın (23 Ekim 1889 – 28 Nisan 1957) hayat veren dünya görüşü de aynıydı (daha Almanya’dayken aynı zamanda iş arkadaşı ve eski hastası, deneyim bakımından kendisinin on yıl gerisinden gelen, büyük hümanist filozof ve psikolog Erich Fromm’la evlenerek, yaşamına bir katman daha, başkaldırı dolu karmaşa eklemişti). Birçok yönden akıl sağlığı alanının Oliver Sacks’iydi; yalnızca hastalarının iyileşmesi için güçlü mesleki uzmanlığını uygulamaz, aynı zamanda onları insanlıklarının söndürülemez ışığındaki cömert ve sabırlı bir inancın şifalı sularıyla yıkardı.

Fromm-Reichmann’ın popüler imgelemeye katılımı, akıl hastalığının en ümitsiz hali olarak kabul edilen şizofreniden görünüşte mucizevi şekilde iyileşmiş hastalarından Joanne Greenberg’in 1964 yılının şaşırtıcı şekilde başarılı, hafif roman tadındaki otobiyografik hikâyesi, Sana Gül Bahçesi Vadetmedim ile oldu. Greenberg, Fromm-Reichmann ile tedavisine kollarında sivri uçlu teneke kutularla yaralar açacak ve yaralar üzerinde sigara söndürecek kadar sarsılmış bir gençken başlamıştı. Dört yıl sonra, her işini yapabilen bir üniversite öğrencisi olarak tedaviden çıkmış ve sonrasında da bir aile kurmuş, başarılı bir yazar olmuştu.

Greenberg, romanı Hannah Green takma adıyla yazmış ve Fromm-Freichmann’a romanda “Dr. Fried” adıyla yer vermiş olsa da enstitü ve özel yaşamları ile ilgili ayrıntılar, kısa sürede yazar ve doktorun gerçek kimliklerini açığa çıkardı. Popüler bir roman için olağandışı ve tedbirsiz bir tanıtım gibi görünen bu duruma karşı, Sana Gül Bahçesi Vadetmedim sansasyon yarattı ve on yıllar içinde altı milyon kopya satmış bir külte dönüştü. Fakat en kalıcı başarısı olarak milyonlarca okuyucusunu Frieda Fromm-Reichmann’a ve onun, en ıstıraplı zihinlerin bile onlara yardım edebilecek kişilerden yeterince özenli, sabırlı ve direşken bir yaklaşım gördüklerinde huzura kavuşma şanslarının olduğuna dair ısrarına âşık etmişti.

On beş yaşındaki Gail Hornstein’ı Fromm-Reichmann’a ilk tanıtan ve otuz dört yıl sonra gelecek olan To Redeem One Person Is to Redeem the World: A Life of Frieda Fromm-Reichmann (Bir İnsanı Kurtarmak Dünyayı Kurtarmaktır: Frieda Fromm-Reichmann’ın Yaşamı) adlı kitabın tohumlarını eken de bu roman oldu. Kitabı yazana kadar kendi de bir psikolog olan Hornstein, yazmaya niyetli olmadığı fakat bundan kendini alıkoyamadığı bu muhteşem biyografiyi on yılda bitirmişti.

Hornstein, iyileşme potansiyeline Fromm-Reichmann’ın ne kadar olağanüstü bir inatçılık ve sabırla inandığına değinir:

“Frieda’nın bekleme kapasitesi, çocukluk döneminde anne-babasına yanlış anlaşılmalardan usanma süresi olarak verdiği zamanı sonsuza kadar uzatmak üzere kendi kendini eğitmesiyle gelişmiş. Königsberg’teki tıp okulu, o ve diğer az sayıda kadının orada olmayı hak ettiklerini kanıtlamaları için tasarlanmış, uzun bir sabır işiymiş. Sonrasında, Birinci Dünya Savaşı boyunca bir Prusya askeri hastanesinde çalışırken, beyin hasarlı askerlerden yüzünüzde bir topçu mermisi patladığı halde hayatta kalmanın nasıl bir şey olduğunu öğrenmiş. O askerlerin suskunlukları, Frieda’nın ölçüsü olmuş. 1920’lerde şizofrenleri tedavi etmeye başlayınca, şizofrenler, o askerlere kıyasla, ona o kadar salim görünmüş ki yaptığı işten keyif almış. “Sağlıklı endişeliler” i tedavi etmeye alışık çoğu psikiyatr, psikotiklerin terapisindeki katlanılmaz derecedeki düşük hıza tahammül edemez. Fakat Frieda ölçülemeyecek kadar küçük kazançlı yıllar boyunca bile şevkle bekleyebilirdi; iyileşmenin anatomik olarak mümkün olduğu bilgisi, devam etmesini sağlamak için yeterliydi. Ne kadar mide bulandırıcı ya da tuhaf olursa olsun, savunmasız birini korumak gerekli göründüğü sürece her davranışı tolere edebilirdi. Yalnızca semptomlar hile ya da alışkanlığa dönüştüğü zaman, o semptomları bırakmaları ve iyi olmaları için hastaların yakasına yapışmaya başlardı.”

Fromm-Reichmann hastalarına yardım etmek söz konusuysa hiçbir şeyi esirgemezdi; ne kendiyle ilgili bir şeyi esirgerdi ne de mesleğinin uyduğu genelde keyfi kurallardan çekinirdi. Hornstein’a şöyle anlatıyor:

“Hastalarına yardımı dokunabilecek her şeyi uygulamada denemeyi isterdi ki bu, diğer çoğu psikiyatrın gönüllü olabileceğinden çok daha fazlasıydı. Bir hastayı akşam onda görüyordu çünkü o saat, hastanın konuşma olasılığının en yüksek olduğu zamandı. Diğerlerini hastane çevresinde yürüyüşe çıkarırdı, senfoni konserine ya da öğle yemeği için taşra misafirhanelerine götürürdü. Bir saat sonunda ayrılmak konusunda endişeli olanlara bir saat daha kalmaları için izni verildi. Bir hasta şiddet eğilimli olduğunda ve etkisiz hale getirilemediğinde, hastanın odasına gider ya da gerekiyorsa onu bağlanmış halde görürdü. ‘Yararı olacağını düşünüyorsa avizeden Tarzan gibi sallanırdı.’ Joanne Greenberg’in sonraki gözlemlerine göre. Bir meslektaşı, Frieda’nın hastalarının iyileştiklerini çünkü onlara başka bir seçenek sunmadığını söylemişti pek de hayranlık dolu olmayan bir tavırla.”

“Umut, teslim olmaman gereken bir hediye, çarçur etmemen gereken bir güçtür.” Rebecca Solnit, görünürde imkânsızın karşısındaki güçlü umut için ebedi manifestosunda genel okuyucuya böyle öğüt veriyordu. Fromm-Reichmann’ın uzmanlık alanında somutlaştırdığı şey de umudu boşa harcamayı aynen böyle reddetmesiydi. Hornstein bunun özünü yakalıyor:

“Frieda için akıl hastalığı tedavisi, felç sonrası fizik tedavi gibiydi: Umut içinde özenli bir egzersiz. İyileşme öngörülemezdi ve sıklıkla ardından yeniden nüksetme ya da kötüleşme gelirdi. İyileşme, var olduğu ölçüde, acı verecek şekilde yavaş bir hızda ilerlerdi. Doktor için heves kırılması, hatta büyük çaresizlik anları yaşamak doğaldı, fakat ne kadar aksilik olursa olsun doktor pes edemezdi. Bir hastanın yanında, iyi olacağını düşünebilen en azından bir kişi olması gerekti.”

Fakat bu, Fromm-Reichmann’ın zamanının radikal bir yaklaşımıydı -ve hâlâ da bir ölçüde geçerlidir- özellikle de ekonomik imkânları özel psikoterapiye yetmeyen hastalar ya da özel psikoterapiyle bile yardım edilemeyecek kadar hasta olanlar, akıl hastanesine -Fromm-Reichmann’ın Amerika’ya gelişinden sadece yirmi-otuz yıl önce akıl hastalarına akıl almaz derecede kötü davranan hastanelere- yatırılanlar söz konusu olduğunda. Reichmann’ın büyük bir tutkuyla bu görüşe tutunmasının nedeni, hastalarla yoğun çalışmaları sonucu ortaya çıkan kanısıydı; akıl sağlığı ve deliliğin bir düğmeyle birinden diğerine geçilen ayrı kategoriler olmadığı, genetik ve çevresel tetikleyicilerin henüz tam anlaşılmayan bir şekilde bir araya gelerek insanı bir spektrum üzerinde kaydırdığı görüşü. Bunun yanında, ki bu Fromm-Reichmann’ın öncülük eden kavrayışlarının bir diğeridir, paralel bir şekilde yalnızlığa doğru kayma vardı, akıl hastalığının belki en önemli ıstırabı. Hornstein’a şöyle anlatıyor:

“Akıl hastalığı yalnızlığı, Frieda’nın vurguladığı gibi, kendi başına olan insanların okyanusta ya da yaratıcı bir şeyler yapmak için aradıkları tek başınalık gibi değildir. Bir insanın kendi hayatına bir başkasının girmesini deneyimlemek şöyle dursun hayal bile edemediği olağanüstü bir ıstırap durumudur. Bu derin yalnızlık çeşidini anlamak, hayatı boyunca Frieda’nın hedefiydi. Politika ve tarihle ilgili nadiren doğrudan konuşan Frieda için yalnızlığı incelemek, öncesinde şahit olduğu dehşetlerle baş etme şekliydi: Çukurlarda gazlanmış, uykusunda çığlık atan erkekler, vücutlarını ateşe veren şizofrenler, gözlerinde korkuyla harap bir Avrupa’da dolanan mülteciler.”

Yalnızlık, gerçekte, Fromm-Reichmann’ın en keskin, tutku ve merak noktasıydı. Yalnızlık üzerine öncü bir makale yazma ve düzenlemeye uzun yıllarını verdi ve o makale ilerleyen yıllarda bu en yaygın ruh hastalığı üzerine yapılan çalışmaları şekillendirdi. 2016’nın en iyi kitaplarından biri olan The Lonely City’de (Yalnız Şehir) Olivia Laing, o makaleyi, depresyon, endişe ve kayıptan ayrı ve belki esasen onlardan daha fazla zarar verici olan yalnızlığa bir psikiyatr ya da psikanalist tarafından belki de ilk kez bu şekilde kendi içinde bir deneyim olarak yaklaşıldığını söyleyerek yüceltir. Kitapta Fromm-Friedmann’ın yazılarından alıntılar yapıyor:

“Ağır yalnızlık içindeki insanlar yalnızlıkla ilgili konuşamaz ve geçmişte bir zaman bunu tecrübe etmiş insanlar da yalnızlığı nadiren anlatırlar çünkü yalnızlık, nitelik olarak öyle korkutucu ve olağanüstüdür ki yalnızlığın nasıl bir şey olduğunu hatırlamaktan ve hatta korkusundan uzak durmaya çalışırlar.

[…]

Yalnızlık, mükemmel formunda, yalnızlık çeken kişi tarafından ifade edilemez bir niteliktedir. Ayrıca, anlatılamayan diğer duygusal deneyimlerin aksine, empati yoluyla da paylaşılamaz. Diğer kişinin empati yetileri, yalnızlık çekenin yalnızlığından yayılan saf sızıntıların endişe uyandıran niteliği nedeniyle engellenir.”

Fromm-Reichmann yalnızlığın semptom veya sebep olmadığını, kesin olmasa da daha çok kuyruğu ağzında bir yılan olduğunu biliyordu; akıl hastalığı çekenlerin acılarını genelde katlanma eşiğini geçecek kadar artıran kaçınılmaz refakatçi illetti yalnızlık. Hornstein devam ediyor:

“Frieda, hastalarının yalnızlıklarını açıkça konuşmaları ve iki tarafın da bu tür duyguları keşfedebileceği bir boşluk yaratmaları konusunda psikiyatrlara baskı yaptı. Konuşamayacak kadar çekingen hastalar için, ‘doktorların yalnızca varlığı’ ya da ‘biliyorum’ ve ‘buradayım’ gibi cümleler soyutlanma durumunu hafifletmeye başlayabilirdi. ‘Yalnız kişiyle terapi’ önündeki en önemli engel, Frieda’ya göre, psikiyatrların bu korkuyla kendi yaşamlarında yüzleşme güçsüzlüğüydü. Söz konusu makalenin hakemlerinden birinin vurguladığı gibi: ‘Yalnızlık korkusu, o isimsiz durumla kuşatılma korkusu; insanların şizofreni hastalarından korkmalarının, o hastaların bu dünyanın dışında ya da biz geri kalanlardan farklı bir türden olduklarını düşünmelerinin gerçek sebebi olabilir.’”

Hornstein Fromm-Reichmann’dan alıntı yapıyor:

“Bizimle iletişim kuran birini anlayamamak, yalnızlık demektir. Onu anlayamadığımızda kendi yalnız kalma olasılığımız aklımıza gelir ve psikozlu ile bizim aramızda böyle bir yalnızlık bariyeri olduğunu kabul etmek yerine, bundan kaçınır ve kendimizi suçlu hissederiz. Bence suçluluk hissi, insan yalnızlığının trajik gerçeklerini kabul etmekten bir kaçıştır.”

Hornstein cesaret verici To Redeem One Person Is to Redeem the World: A Life of Frieda Fromm-Reichmann ile Fromm-Reichmann’ın yalnızlık bariyerini yıkarak bu trajediyi hafifletmeye hayatını nasıl adadığını keşfederek ortaya çıkarıyor. Bu kitapla birlikte, Walt Whitman’ın sağlık ve insan ruhu üzerine yazdığı Poetry and Prose’u (Şiir ve Nesir) ve tüm hayatını akıl hastalığıyla savaşarak geçirmiş Virginia Woolf’un yalnızlık ve yaratıcılık arasındaki ilişkiyi irdelediği Bir Yazarın Günlüğü’nü okuyabilirsiniz.

Yazan: Maria Popova
Çeviren: Deniz Çakmak
Kaynak: Brain Pickings

Libido Portal’da yayımlanan, Libido yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.