Finlandiya Eğitim Sistemi Bize “Az Çoktur”un Ne Olduğunu ve Nasıl Uygulanacağını Öğretiyor

Finlandiya’daki Fulbright bursu araştırma görevlendirmem dolayısıyla 7. sınıf için olan matematik dersimden ayrılırken, bu deneyimden daha ilham verici, çekici, yenilikçi derslerle geri döneceğimi düşündüm. Matematik öğretim programına ilişkin yeni fikirler geliştirmeyi umuyordum ve derslerimde düzenlemeler yaparak böylece DAHA ÇOK öğretim programı, DAHA ÇOK matematik ekleyebilirdim ve öğrencilerin DAHA ÇOK düşünmelerini, DAHA ÇOK konuşmalarını ve DAHA ÇOK matematik çalışmalarını sağlayabilirdim.

Gitgide  ÇOK ve DAHA ÇOK’ u başarmaya yönelik bu itki ABD’deki çoğu öğretmen için bir varoluş halidir … Bu düşünce, bize en başından beri aşılanmıştır. Öğrencilerimizi daha büyük ve daha iyi şeyler yapmak için bir sonraki seviyeye ulaştırmak için sürekli bir baskı söz konusudur. Derslerin daha heyecanlı olması, ilgi çekici olması ve DAHA ÇOK içerik kapsaması gerekiyor. Bu olgu, veriler, ebeveynler veya yöneticiler veya sadece
ne kadar meşgul olduğumuz ve ne kadar tükenmiş olduğumuzu günün sonunda hissetmemize göre bir insan olarak başarısını ölçtüğümüz iş merkezli toplumumuz tarafından yönlendirilir. Değerimizi tamamlanmış listelerle ölçüyoruz ve boş zamana suçlu muamelesi yapıyoruz. Bu “düşüp bayılana kadar çalış” düşünce yapısını ya bir gelişim noktasından sonra kolayca vazgeçen öğrencilerimize ya da kendimizi tükenmiş olarak bulduğumuzda kendimize öğretiyoruz.

Finlandiya’ya geldiğimde düşünmeye zorlayan, devasa gösterişli, çığır açıcı matematik derslerini bulamadım. Matematiği daha iyi olan veya DAHA ÇOK matematik içeriği bilen öğrenciler bulamadım. Aslına bakarsanız, ortaokul ve lise matematik dersleri, Indiana’da tecrübe ettiğimden oldukça farklıydı. Ve sarf edilen çabaların çoğu (öğrencilerin temel matematik gerçeklerini hatırlamaması gibi) aynıydı. Finlandiya’daki bir matematik dersinin öğretimi ve sınıfın yapısı, yüzyıllar boyunca matematik öğretmenleri tarafından uygulanan temel formülü izlemektedir: Öğretmenler ev ödevlerini incelerler, bir ders verirler (bazı çocuklar dinler ve bazıları dinlemezler) ve sonra ödev verirler. Bazı dersler harika olsa da ve bazı muhteşem öğretmenleri gözlemlemeye başlamış olsam da, her şeyi hesaba katarak Birleşik Devletler’deki öğretmenlerden daha çekici ve etkileşimli orta öğretim matematik dersi öğretimine rastladığımı söyleyebilirim. Kendi çevremde bulunanlardan fark edilir şekilde daha iyi bir matematik dersi görmek nadirdir ve aslında çok daha kötü olan birkaçını gördüm.

Peki, fark nedir? Orta öğrenimdeki matematik dersleri ABD’de bulunanlarla aynı veya bazen daha kötüyse, neden Finli öğrenciler başarılı ve bizimkiler başarısız oluyor? Farklılık öğretimde değildir. İyi öğretim iyi öğretmektir ve hem Finlandiya’da hem de ABD’de rastlanılabilir. (Kötü öğretim için de aynı şey söylenebilir.) Farklılık daha az elle tutulur ve daha çok esasla ilgili. Finlandiya tam olarak “az çoktur” a inanıyor. Bu ulusal mantra, derinlemesine Finli zihniyeti içinde kökleşmiştir ve Finlandiya’nın eğitim felsefesinin yol gösterici ilkesidir.

Az Çoktur

Finlandiyalılar ”az çoktur” a inanırlar. Onunla yaşarlar. Evleri, rahat bir şekilde yaşamak için ihtiyaç duyduklarından daha büyük değildir. Satın almıyorlar ya da aşırı tüketmek istemiyorlar. Onlar basitçe ve mütevazıca yaşıyorlar. Seçim için 10 çeşit yeterli olduğunda 300 çeşit tahıla gerek duymuyorlar. Kadınlar daha az makyaj yapıyorlar. İnsanların devasa kamyonları yok  (ya da hiç araçları yok) . Yüzlerce ucuz giyim eşyası satın almak yerine Finler aylarca değil on yıllarca sürecek yüksek kaliteli birkaç pahalı ürünler satın alıyorlar. Onlar gerçekten inanıyorlar ve “az çoktur” zihniyetiyle yaşıyorlar.

Diğer taraftan ABD’de biz tam anlamıyla “çok çoktur”a inanıyoruz ve hayatımızın her alanında DAHA ÇOK arzuluyor ve DAHA ÇOK şeyin peşinden gidiyoruz.  Yeni, parlak ve heyecanlı olan her şeye saplantı halinde takıntılıyız ve sürekli hayatımızı bir üst seviyeye geçirmek istiyoruz. Eski dışarı yeni içeri! “Çok çoktur” bu zihniyet hayatımızın tüm alanlarına sürünerek ilerliyor eğitim sistemimizi zapt ediyor ve karman çorman ediyor.

Bir eğitim felsefesine, tamamıyla işe yarayıp yaramayacağına bakacak kadar yeterince uzun süre sadık kalamayız. Hiç durmadan yeni yöntemler, fikirler ve girişimler deniyoruz. Geçmiş düşüncelerden hiçbirini çıkarmadan kendi tabakalarımıza giderek DAHA ÇOK eklemeye devam ediyoruz. Hâlihazırda, eğitim problemlerimizin hepsine cevap olarak ” DAHA ÇOK” un cevap olduğuna; her şeyin DAHA ÇOK ders, daha uzun gün, DAHA ÇOK ödev, DAHA ÇOK sınav, DAHA ÇOK baskı, DAHA ÇOK içerik, DAHA ÇOK toplantı, DAHA ÇOK okul sonrası özel eğitim ve şüphesiz DAHA ÇOK test ile çözülebileceğine inanıyoruz. Tüm bunları yapmak DAHA ÇOK tükenmiş öğretmenler, DAHA ÇOK baskı altında öğrenci ve DAHA ÇOK hayal kırıklığı yaratıyor.

Öte yandan Finlandiya “az çoktur”a inanıyor. Bu hem öğretmenler hem de öğrenciler için çeşitli şekillerde örneklendirilmiştir.

Daha az = Daha Çok

  1. Az Örgün Eğitim = Daha Çok Seçenek

Finlandiya’daki öğrenciler yedi yaşında örgün eğitime başlarlar. Evet, yedi! Finlandiya, çocuklarının bir sınıfta kilit altında hareketsiz oturması yerine, oynamak ve keşfetmek yoluyla öğrenmek için çocuk olmasına izin verir. Fakat geride kalmıyorlar mı? Yok hayır! Çocuklar, gelişimsel olarak öğrenmeye ve odaklanmaya hazır olduklarında okula başlarlar. Bu ilk yılı takip eden dokuz yılı zorunlu okul izlemektedir. Dokuzuncu sınıftan sonra her şey isteğe bağlıdır ve 16 yaşındayken öğrenciler aşağıdaki üç alan arasından seçim yapabilirler:

  • Üst Ortaokul: Bu üç yıllık program, öğrencileri üniversiteye kabullerini belirleyen Üniversite Yeterlilik Sınavına hazırlar. Öğrenciler çoğunlukla, okulun uzmanlık alanlarına dayalı olarak katılmak istedikleri Üst Ortaokul türlerini seçer ve bu kuruma girmek için başvururlar. Bunu lise ve yüksekokulun karışımı olarak düşünüyorum. (Son yıllarda% 40’dan biraz daha azı bu seçeneği tercih ediyor.)
  • Mesleki Eğitim: Bu üç yıllık bir program öğrencileri çeşitli meslekler için eğitmenin yanı sıra, onlara seçtikleri üniversiteye başvurmak için Üniversite Yeterlilik Sınavına girme seçeneği de sunmaktadır. Bununla birlikte, bu alandaki öğrenciler genellikle kendi yetenekleriyle yetinirler ve işgücüne dahil olurlar veya DAHA ÇOK eğitim almak için bir Poli (Çoklu) Teknik Yüksekokul’a giderler. (% 60’dan biraz azı bu alanı seçiyor.)

(Ama bekleyin! Herkes hesap, ekonomi ve ileri kimya almamalı mıdır? Herkes üniversite mezunu olmamalı mı? Hayır, herkes üniversiteye gitmek zorunda değil! Hmmm … .. ilginç … Başarılı (ve çok yararlı) kaynakçılar veya elektrikçiler olmak isteyenlere bu seçenekleri sağlamış olsaydık ne olurdu? Yeteneklerinin, resmi akademisyenler dünyasının dışında olduğunu bilen öğrencileri, sıkıcı ve faydasız buldukları üç yıl lise derslerini almaya zorlamazsak ne olur? Onlara büyüleyici buldukları ve doğuştan yetenekli oldukları meslekleri keşfetmelerine ve onların eğitime tabi tutulmalarına izin versek ne olurdu? Bu öğrencilere kendilerine değer verildiğini ve eğitim alanına önemli bir yer tuttuklarını hissettirecek olsaydık ne olurdu?

İş gücüne dahil olma: (% 5’ten az bu yolu seçiyor)

  1. Okulda Daha Az Zaman = Daha Çok Dinlenme

Öğrenciler genellikle okula 9: 00-09: 45 arasında başlarlar. Aslında Helsinki, okulların sabah saat 9: 00’dan önce başlayamayacağını belirten bir kanun hazırlamayı düşünüyor çünkü araştırmalar, ergenlerin sürekli olarak sabahları kaliteli bir uykuya ihtiyacı olduğunu kanıtladı. Okul günü genellikle 2: 00’de veya 2: 45’e kadar biter. Bazı günler daha erken başlar ve bazı günler geç başlar. Finlandiya öğrencilerinin ders programları her zaman çeşitlidir ve daima değişmektedir; diğer taraftan, bu ders programlarında genellikle günde aralarında birçok teneffüs bulunan 75 dakikalık 3 ila 4 ders bulunur. Bu sistemin tamamı hem öğrencilerin hem de öğretmenlerin iyi dinlenmiş ve öğretmeye / öğrenmeye hazır olmasına olanak verir.

  1. Daha Az Öğretim Saati = Daha Çok Planlama Süresi

Keza öğretmenler de gün içinde daha kısa çalışma saatlerine sahiptir. OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) ‘ne göre, Finli bir öğretmen yıllık olarak ortalama 600 saat veya günde yaklaşık 4 veya daha az saat  ders veriyor. Bir Amerikalı öğretmen, ortalama öğretim süresini neredeyse ikiye katlar ve yılda ortalama 1.080 saatin üzerinde sınıf içi öğretim yapar. Bu, günde ortalama altı veya DAHA ÇOK ders anlamına gelir. Ayrıca Finlandiya’daki öğretmenlerin ve öğrencilerin dersi olmadığı zaman okula gitmeleri beklenmiyor. Örneğin, Perşembe günleri öğleden sonra dersleri yoksa (hem öğretmenler hem de öğrenciler) kolayca okuldan çıkabilirler. Ya da ilk dersleri Çarşamba günü saat 11: 00’de başlıyorsa, o zamana kadar okula gitmeleri gerekmez. Bu sistem Finli öğretmenin her dersi planlaması ve düşünmesi için DAHA ÇOK zaman tanır. Onların, düşünmeye zorlayan, mükemmel dersler oluşturmalarına olanak verir.

  1. Daha Az Öğretmen = Daha Çok Tutarlılık ve Özen

Finlandiya’daki ilkokul öğrencileri, genellikle eğitimlerinin ALTI YILına kadar AYNI öğretmenle geçirirler. Bu doğru! Aynı öğretmen art arda altı yıl aynı grup öğrencilerin bakımını üstleniyor, eğitimini sürdürüyor ve ilgileniyor. Bu öğretmenlerin, aynı 15-20 öğrenciyle bu altı yıl boyunca, her bir öğrencinin bireysel öğretim ihtiyaçlarını ve öğrenme stillerini belirlediğine inansanız iyi olur. Bu öğretmenler, öğrencilerinin her birinin nerede olduklarını ve nereye gideceklerini bilirler. Çocukların gelişimlerini izlerler ve çocukların kendi başarılarını anlamaları ve hedeflerine ulaşmalarını sağlamada kişisel olarak kuşatıcı bir paya sahiptirler. ” Sorumluluğu bir sonraki öğretmene yükleme ” diye bir şey yok, çünkü bir sonraki öğretmen kendileri. Bir disiplin ya da davranış problemi varsa, öğretmen beklemeksizin onu başından engellese iyi olur aksi halde sonraki altı yıl boyunca onunla muhatap olacaktır. (Finlandiya’daki bazı okullar kendi ilköğretim çocuklarını altı yerine üç yılda bir döngüye alırlar, ancak faydaları hala aynıdır.)

Bu sistem yalnızca bir çocuğa yardımcı olmakla kalmaz, zira onlara ihtiyaç duydukları tutarlılığı, bakımı ve bireysel dikkati verir, ayrıca öğretmenlerin öğretim programını bütünsel ve doğrusal bir biçimde anlamasına yardımcı olur. Öğretmen, bir sonraki adıma geçmek için neyi öğretmek gerektiğini bilir; aynı zamanda öğretmenlere öğrencilerinin temposunda çalışma özgürlüğü verir. Öğrenciler, bir sonraki yıl öğretmene “hazır” oldukları için, öğretmenler hızlandırma veya yavaşlama baskısı hissetmezler. Yine öğretmenler gelecek yılın da öğretmenleri oldukları için öğretim programını da kontrol ediyorlar! Çocukların nerede olduklarını, ne öğrendiklerini ve öğrencilerin ihtiyaçlarına göre yapacakları planları biliyorlar! Bunun gerçekten Finlandiya’nın başarı öyküsünün büyük bir parçası olduğuna ve yeterince ilgi görmediğine inanıyorum.

  1. Daha Az Kabul Gören Adaylar = Öğretmenlere Daha Çok Güven

Yani …… çocukların üç ila altı yıl boyunca aynı kişi öğretmenleri oluyor. Çocuğunuz “kötü öğretmen”e düşerse ne olur? Finlandiya, “kötü öğretmenler” olmadığından emin olmak için çok çalışıyor. Finlandiya’da sahip olunan en rekabete dayalı lisans derecesi ilköğretimdir. Finlandiya’daki İlköğretim Bölümleri, başvuru sahiplerinin sadece % 10’unu kabul etmekte ve her yıl binlerce (öğretmen olmak isteyen) öğrenciyi geri çevirmektedir. Bir kişi sınıf öğretmeni olmak için sadece en iyi ve en parlak olmak zorunda değil, aynı zamanda bir dizi görüşme ve kişilik taramasından geçmesi gerekiyor. Yani, sınıfınızdaki en zeki olmak yeterli değil, aynı zamanda öğretmek için doğal yeteneğe ve itkiye sahip olmalısınız.

Finlandiya, öğretme yeteneğinin eğitimden kazanılan bir şey olmadığını anlamıştır. Bu yetenek ekseriya bir armağan ve tutkudur. Bazılarında olur, bazılarında olmaz. Finlandiya’da öğretim programlarına sahip pek az üniversite kendilerinin yalnızca o armağana sahip olanları kabul ettiğinden emin olmaktadır. Mükemmel derecelere ve bir öğretmen olmak için doğal yaradılışa ilaveten, tüm öğretmenler bir Yüksek Lisans derecesi almalı ve bir Yüksek Lisans Tezi yazmalıdır. Bu, Finlandiya’daki öğretmenlere çok fazla inanç ve güven oluşturuyor. Ebeveynler, öğretmenlerin yüksek nitelikli, eğitimli ve yetenekli kişiler olduklarına güvenirler. Yetki ve kararlarına müdahale etmeye veya el koymaya çalışmazlar. Bir matematik öğretmenine kendilerinin genellikle ebeveynlerden kaç e-posta aldıklarını sordum. Omuz silkip “Beş ya da altı” cevabını verdi. “Ah, ben de günde aşağı yukarı o kadar alıyorum” dedim. Sonra cevapladılar … “Hayır! Bir dönemde beş ya da altı demek istedim! “. Defaatle, güvene ve saygıya dayalı bir toplumda yaşamak nasıl bir şey olurdu?

  1. Daha Az Ders = Daha Çok Teneffüs

Daha önce belirttiğim gibi, öğrencilerin gün boyunca yalnızca üç ila dört (veya nadiren de beş) dersi vardır. Ayrıca, gün boyunca çeşitli teneffüsler / boşluklar / atıştırma zamanları var ve bunlar genellikle dışarıda yağmur çamur demeden her türlü hava şartında oluyor. Bu 15 ila 20 dakika, öğrendiklerini sindirmek, kaslarını kullanmak, bacaklarını uzatmak, temiz hava almak ve “kıpırtılarını” serbest bırakmak için zaman tanıyor. Bu teneffüslerin farklı yönlerden nörolojik avantajları vardır. Araştırma sonrasında yapılan çalışma, çocukların fiziksel olarak öğrenmek için aktif hale gelmesi ihtiyacını desteklemektedir. Vücudun durgunluğu beynin durgunluğuna ve odaklanmamış, “hiper (aşırı hareketli yerinde duramayan)” çocuklara yol açar.

Öğretmenler de bu teneffüslere çıkıyorlar. Finlandiya’da bir okuldaki ilk günümde bir öğretmen “Öğretmen Odası”nın durumu için özür diledi. Sonra öğretmen odalarının hepsinin böyle görünmesi gerektiği gerçeği hakkında fikrini söyledi. Güldüm ve nazik bir şekilde onayladım, ama kafamda düşünüyordum; “Öğretmen odası nedir?” Öğretmen odası, Birleşik Devletler’de öğretmenin tükenmiş bir halde gittiğini anlamadan geri döndüğü dinlenme odası olarak adlandırılan şeydir. Finlandiya’da bu odalar her zaman çalışan, hazırlık yapan, bir fincan kahve kapan ya da sadece dinlenen, sosyalleşen ve zihinsel olarak ertesi derse hazırlanan öğretmenlerle doludur.

Orta öğretim öğretmenleri genellikle dersler arasında 10 ila 20 dakika teneffüs verir ve genellikle birkaç tane,  bir konudan diğerine atlama (hazırlık) süreçlerine sahiptir. Bu odalar okula bağlı olarak farklıdır, ancak temel formülü; birkaç tablo, birkaç kanepe, bir cezve, bir mutfak, bir ücretsiz karışık meyve seçkisi ve atıştırmalık ve sohbet eden ve işbirliği yapan öğretmenler olarak söyleyebilirim. Birkaçının masaj koltuğu bile var! Ha!

Peki, neden bu işbirliği, destek ve rahatlama odaları ABD’de yok? ZAMANımız yok! Her gün art arda teneffüssüz altı ila yedi ders öğretiyoruz. Elde ettiğimiz üç ila beş dakika geçiş süreçlerini ebeveynlerin e-postalarını yanıtlamak, tahtayı silmek, ertesi derse hazırlanmak, ders notlarını çoğaltmak, öğrenci sorularını cevaplamak, öğrencilerin geride bıraktığı karışıklıkları toplamak ve (Allah saklasın) tuvalete gitmek! için kullanırız Boş bir anımız varsa, o zaman koridoru izlememiz beklenir, çünkü öğrencilerin gözetim ve denetim olmaksızın sınıfa gitmelerine güvenemeyiz. Aslında 10 dakika boyunca oturup bazı meslektaşları ile bir fincan kahve içmenin lüksü mutlak bir rüyadır ve yalnızca üç dersle bir gün geçirmek – bir hayaldir!

  1. Daha Az Test = Daha Çok Öğrenme

Her yıl anlayamayacağınız kadar çok güç, karaltı gibi beliren dev bir devlet sınavı olmasaydı öğrencilerinizle yapabileceğiniz heyecan verici şeyleri hayal edin. Ücretiniz öğrencinizin sınav puanlarına bağlı değilse elde edebileceğiniz özgürlüğü düşünün. Derslerinizin ne kadar eğlenceli ve ilgi çekici olduğunu hayal edin!

Halen var olmasına rağmen, öğretim programının üstesinden gelmek için Finlandiya’daki öğretmen üzerinde genel olarak daha az baskı söz konusu. Kelimenin tam anlamıyla öğretmenin iyi bir iş çıkaracağına güvenilir ve bu nedenle öğretmenler kendi sınıfları ve ders içeriği üzerinde DAHA ÇOK kontrole sahip olurlar. Öğretmen DAHA ÇOK risk alabilir ve yeni şeyler dener ve öğrencilerin gerçek dünyaya hazır yetenekli bireyler olmasını sağlayan heyecan verici ve ilgi çekici bir öğretim programı oluşturabilir. Öğrencilerin bir projeye başlayacaklarını ve bir hedefi gerçekleştirmek için sistematik olarak çalışacaklarını bilen bireyler haline gelmelerine olanak tanıyan becerileri öğretmek için zamanları var. Öğretmenlerin öğrencilerin dikiş, yemek pişirme, temizlik, ahşap işleri ve DAHA ÇOK gerçek hayat becerilerini nasıl gerçekleştirebileceklerini öğrenebileceği zanaat eğitimini öğretmek için zamanları var! Ve onlar bu şaşırtıcı becerileri öğrenirken matematik ve problem çözmeyi de öğreniyor ve yönergeleri nasıl takip edeceklerini öğreniyorlar!

  1. Daha Az Konu = Daha Çok Derinlik

Finlandiya’da beşinci ila dokuzuncu sınıflar arasındaki matematik derslerini inceledim. Bu beş yıllık eğitimin kapsamına giren öğretim programın gözden geçirdim ve bir yıl içinde beş yıllık Finlandiya matematik eğitiminin içeriğini öğretmeye çalıştığımın farkına vardım. Burada gözlemlediğim her sınıf seviyesinde sunulan her bir matematik konusu benim yedinci sınıf müfredatımda yer alıyor.

Üstelik “çok çoktur” Amerikan zihniyeti tek kelimeyle işe yaramaz. Bir yılda üstesinden gelmem gereken her şeyi yapacak olursam, her geçen gün yeni bir konu / ders vermek zorundayım ve her zaman “geride kalmış” hissedeceğim. Neyin gerisinde kaldığımdan, emin değilim, fakat oradaki baskı beni ve öğrencilerimi zorluyor. Finlandiya’da öğretmenler hiç acele etmiyorlar. Konuyu daha derinlemesine araştırıyorlar ve bir yıl içinde matematiğin bulunduğu her konuya hakim değillerse ya da biraz geride kalmışlarsa panik yapmıyorlar. Üstelik öğrencilerin haftada birkaç kez matematik dersi var. Aslında, Paskalya Molası’ndan sonra, yedinci sınıf öğrencilerimin hepsi haftada bir kez matematik dersi yapıyor! Bunu duyduğumda hala kalbim biraz panikliyor! Bunun yeterli matematik süresi olduğuna inanamıyorum! Testler için nasıl hazır olacaklar ?! Bekle. Test yok. Acele etmeye gerek yok. Öğrenciler, yeni bir konuyla zorlanmadan önce materyali gerçekten anlama noktasına gelirler. Bir öğretmen bana bir ders kitabı gösterdi ve bir beş haftalık not verme dönemi için aşırı fazla konu olduğunu söyledi. Kitabın tamamına göz attım ve kıkır kıkır gülüşümü bastırmak zorunda kaldım çünkü kitabın tamamı kendi ders kitabımın esasen BİR bölümünde bulunacak şeyleri kapsıyordu. ABD’de bu kadar hızlı öğrenmek için neden çocuklarımızı zorluyoruz? Stresli olmaları hiç garip değil! Vazgeçmelerine şaşırmamalı!

  1. Daha Az Ödev = Daha Çok Katılım

OECD’ye göre, dünyada en az ödevi Finlandiya’daki öğrenciler yapmaktadırlar. Gece ödevleri yarım saat altında. Finlandiya öğrencileri genellikle dışarıdan öğretmen veya ders almazlar. Finlandiya’daki öğrencilerin sergiledikleri yüksek performansının, saatlerce ek / dışarıdan ders alabilen Asya ülkeleri öğrencilerinin ortalamasına büyük fark attığını anladığınızda bu özellikle şaşırtıcı oluyor. Gözlemlediğim kadarıyla Finlandiya’daki öğrenciler ödevi sınıfta tamamlıyorlar ve öğretmenler öğrencilerin okulda yapabileceklerinin yeterli olduğunu düşünüyorlar. Ayrıca, onlara bir beceri öğrenmeleri için gerekli olanın ötesinde bir şey yapmak için baskı uygulanmaz. Genellikle ödevler açık uçludur ve tam olarak kademeli değildir. Bununla birlikte, öğrenciler ödevi özenli bir şekilde sınıfta yapmaya ağırlık verirler. Yapmaları için bir görev verildiğinde öğrencilere ne olduğunu görmek çok ilginç. Dersi hiçbir surette dinlemeyen öğrenciler telefonlarını bir kenara bırakıp onlara daha önce verilen görev üzerinde çalışmaya başlarlar. Bu sadece düşündüren bir ödev olsa bile, dersin sonuna kadar tüm dikkatlerini veriyorlar. Sanki konuşulmamış bir anlaşma varmış gibi “sınıfımdayken bu konu üzerine çalışırsanız size ödev vermeyeceğim” gibi bir şeydir. Bu sistem, günlük olarak verdiğim ödev miktarını kesin olarak düşünmemi sağladı.

  1. Daha Az Öğrenci = Daha Çok Bireysel Dikkat

Bu aşikârdır. Daha az öğrenciniz varsa, onlara öğrenmeleri gereken ilgi ve özeni gösterebilirsiniz. Bir Finli öğretmenin, günde 20 öğrencisi olan yaklaşık 3-4 sınıfı olacak; bu nedenle, günde 60 ila 80 öğrenci görecek. Ben her gün 180 öğrenci görüyorum. Bir sınıfta 30 ila 35 öğrenci, haftada 5 gün üst üste altı dersim var.

  1. Az Yapı = Daha Çok Güven

Güven bu tüm sistemin anahtarıdır, yapısı değil. Birbirlerine şüpheyle bakmak yerine ve sistemin çalışıp çalışmadığını görmek için tonlarca yapı, kural, döngü ve testler yapmak yerine onlar sadece sisteme güvenirler. Toplum, okullarda iyi öğretmenlerin istihdam edildiğine güvenir. Okullar, öğretmenlerin yüksek eğitim görmüş bireyler olduklarına bel bağlamakta ve dolayısıyla kendilerine bireysel öğrencileri için en iyi sınıf ortamı yaratma özgürlüğü sağlamaktadır. Ebeveyn, öğretmenlere, kendi çocuklarının öğrenmesine ve gelişmesine yardımcı olacak kararlar vermesi oranında güvenmektedir. Öğretmenler, öğrencilere çalışmaları oranında ve öğrenmeleri hatırına güvenirler. Öğrenciler, öğretmenlere, başarılı olmaları için kendilerine ihtiyaç duydukları araçları vermeleri nispetiyle güvenirler. Toplum, sisteme güvenir ve eğitime hak ettiği saygıyı verir. Bu işe yarıyor ve karmaşık değil. Finlandiya düşünerek bu sorunu çözdü.

Az çoktur.

Yazar: Kelly Day
Çevirmen: Jülide Yapıcı
Kaynak: fillingmymap

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

1992 yılında Hacettepe Üniversitesi mühendislik fakültesi gıda mühendisliği bölümünden mezun oldum.Çeviri yapmaya mezuniyet tezimin çevirilerini yaparak başladım. Daha sonra akademik ve özel sektörde tez ve proje çevirileriyle devam ettim . Gıda üretim ve kalite kontrol sorumlusu olarak gıda sektöründe , İngilizce öğretmeni olarak eğitim sektöründe , yönetici asistanı olarak özel sektör yatırım teşvik projelerinde , akademisyen olarak üniversite meslek yüksek okullarında görev aldım.2016 yılında İstanbul Üniversitesi AUZEF felsefe bölümü ve HAYEF pedogojik formasyon programını tamamladım.