Filozoflar başarılı aşk hayatlarıyla nam salmış kişiler değillerdir, buna rağmen bazıları umutsuzca romantik olmayı başarmışlardır, diğerleriyse misantrop yani insan sevmeyen kişiler olmuşlardır.  Aşağıda, aşk hakkında yazmış veya gerek iş gerek kişisel yaşamlarında aşktan bolca etkilenmiş 10 filozofu listeledik.

BERTRAND RUSSELL

Analizci filozof üçüncü Earl Russell’in, Evlilik ve Ahlak (1929) (Marriage and Morals) adlı eserinde açıkladığı eşcinsel haklarının desteklenmesi gibi modern aşka dair fikirleri öyle sansasyoneldir ki, Russell kendini bir anda işsiz bulmuştur. Hayatında dört kez evlenmiş ve ilk karısından ayrılmasının ardından sayısız ilişkileri olmuştur. Evliliğin Viktoryan normlarıyla kurulmadığı sürece, mükemmel bir kurum olduğunu ifade etmiştir. Eşcinsel haklarını, serbest aşkı ve yeni düşünce yöntemlerini savunmaya hayatının sonuna kadar devam etmiştir.

“Aşktan korkmak yaşamdan korkmaktır ve yaşamdan korkanlar şimdiden üç kez ölmüşlerdir.” Evlilik ve Ahlak (Marriage and Morals)

BELL HOOKS

Amerikalı yazar ve feminist filozof Hooks birkaç erkek arkadaşından ayrıldıktan sonra, aşka dair ilişkileri kurtarmaya yarayacak bir formül olmadığını fark eder, diğer iyi yazarlar gibi bu formülü kendi yazmaya karar verir.

All About Love: New Visions eserinde, günümüzdeki aşk tanımının, aşk kelimesinin gereğinden fazla kullanılması sonucu iyice sulandırıldığından bahsetmiştir. Âşık olmak fiilinden yola çıkarak günümüzdeki aşk olgusunu geliştirme ve ona ket vuran sebepleri önleme yöntemleri önermiştir. Kadın ve erkeğin aşka yaklaşımlarında beklenen güç uyuşmazlıkların ve farklılıklarının büyük sorun teşkil ettiğini şiddetle savunmuştur.

“Yalnız kalma ya da sevilmeme korkusu tüm ırklardaki kadınların cinsiyetçiliği ve cinsiyetçi baskıyı pasif olarak kabul etmesine sebep olmuştur.”   (Ain’t I a Woman?) 

A.J. AYER

Britantalı mantıkçı pozitivist olan Alfred Jules Ayer aynı zamanda Oxford Üniversitesi’nde Mantık alanında Wykeham pröfesörüydü.  Hayatında dört kere üç farklı kadınla evlenmiştir. Üçüncü karısının ölümünün ardından üzüntüsünden ikinci karısı Alberta Wells ile yeniden yaptığı evlilikten bir yıl sonra kendisi vefat etmiştir. Ayrıca evlilik harici birçok ilişkisi olduğu ve en az bir tane evlilik dışı kızı olduğu biliniyor.

Tüm ilişkilerine rağmen, romatizm standartlarını sürdürdü.77 yaşındayken kendince yaşça oldukça genç olan ağırsıklet şampiyonu Mike Tyson’un bir partide bir kadını taciz ederken görüp Tyson’un karşı gelip kadının kaçıp gitmesini sağladığı bilinmektedir.

“ Mantıkçı pozitivistlerin bile âşık olma yetisi vardır.” Kenneth Tynan’ın 1989 basım yıllı Profiles eserinden alıntı.

JEAN-PAUL SARTRE

Sartre, Fransız varoluşçu ve Simone de Beauvoir’in hayat boyu partneriydi. Modern hayatları ve Beauvoir’in ikinci dalga feminizmi doğrultusunda 50 yıl boyunca bir güçlenip bir zayıflayan açık ilişkilerini devam ettirmişlerdir. Sartre’nin kendinden yaşça fazlaca genç olan çıraklarıyla ilişkiler yaşadığı konusunda nam salmıştır.  Asla evlenmedikleri halde Sartre’nin Simone’ye olan aşkı apaçık ortadadır. Hayatının sonunda Simone’yi o kadar uzun yıllar boyunca tanımış olmanın ne kadar harika olduğunu belirtmiştir.

“ Bilirsiniz, birini sevmeye başlamak gerçek bir iştir. Enerjik, cömert ve kör olmak zorundasınızdır. Hatta en başlarda uçurumdan atlamak zorunda olduğunuz bir an vardır ki eğer üstünde düşünürseniz, atlamazsınız.”  Bulantı (Nausea 1938)

SIMONE DE BEAUVOIR

Jean-Paul Sartre’nin hayat boyu partneri olmuş Simone de Beauvoir’un kendisi de bir romantikti. Neredeyse Sartre’ninki kadar ilişkisi oldu ve yaptığının kabul edilemez olduğu fikrine ilişkin feminist bir eleştiri getirmiştir. Lakin öğrencilerini baştan çıkardığından öğretmenlik belgesi iptal edilmiştir. Aşkı romantizm, evlilik, kadınları alçaltıcı gibi birçok yönünden görüp hayatını bunu düzeltecek şekilde sürdürmüştür.

Sevgilisi Nelson Algren tarafından ona verilmiş yüzüğü takarak Jean-Paul Sartre’nin yanında kalmaya devam etmiştir.

Annelik içgüdüsü ve aşka herhangi bir değer vermeyi reddettiğim söyleniyordu. Ama gerçek öyle değil. Ben sadece kadınların bu duyguları özgürce ve samimice yaşamalarını istedim. Fakat kadınlar bu duyguları sıklıkla mazeret gösterip onlara mülteci edasıyla sığınıyorlar, fakat sonunda duyguları kalplerinde kuruyup gittiğinde, aslında sığındıkları o yerde hapis olduklarını görüyorlar. Beni rastgele cinsel ilişkide bulunmakla suçladılar ama ben asla kimseye rastgele biriyle rastgele zamanda ilişkiye girmelerini salık vermemişimdir.” Koşulların Gücü 3.Cilt (Force Circumstances Vol.III 1963)

 SOREN KIERKEGAARD

Soren Kıerkegaard belki de bu listedeki en acıklı romantiktir. Zira Kierkegaard onun da kendisine aşık olduğu Regine Olsen isminde genç bir kadına delicesine aşık olmuş fakat bir ay sonra nişam yüzüğüne Olsem’a posta yoluyla göndererek ilişkiyi sonlandırmıştır. İki aşık da Kierkegaard’ın davranışlarından bolca yara almıştır, bu olay üstüne Olsen intihar tehdidinde bulunmuş, Kierkegaard ise verdiği karar için çok gözyaşı dükmüştür.

Yapılan tahminlere göre Kierkegaard aynı anda istediği kadar iyi bir eş, yazar ve Hıristiyan olamayacağından korkmuştur. Bunu bildiğinden iyi bir yazar ve Hıristiyan olmayı seçmiştir. İstediğimiz hayatı yaşayamama endişesi onun düşüncelerinin başat bölümünü oluşturur. Yaşayacağı olası aşk hayatının sonuna kadarki yazılarını etkileyecek diye düşünmüş, fakat olması gerektiği gibi bu kararından hayatının sonuna kadar pişmanlık duymuştur.

“ Evlenirseniz pişman olursunuz; evlenmezseniz de pişman olursunuz. Fakat evlenmek veya evlenmemek arasında seçim yaparsanız, ikisinden de pişman olursunuz…” Ya/Ya da  (Either/Or 1843)

ARTHUR SCHOPENHAUER

Estetik yaşama ilişkin övgülerine rağmen, düzgün bir sosyal ve aşk hayatı için Schopenhauer, elinden geleni yapmıştır. Kurduğu bağlantılar sosyal yaşamı kapsamında başarı getirse de aşk hayatında oldukça başarısız biri sayılırdı.  Aşkı, olumlu tarafından inceleyip insan aktivitesindeki temel motivasyon kaynağı olarak görmüştür. “Will to Life” eserindeki yazılarında Freud’un İD kavramının habercisi olmuştur. Aşka ilişkin tutuma rağmen, aşka dair kötümser olmanın bir yolunu bulmuş, birçok insanın berbat eşler seçecek, bir sürü çocuk yapacak ve yaşamlarının sefilce sona ereceğini savunmuştur.

“ ister gülünç ister trajik olsun, aşkın cazip hale getirdiği nihai amaç, insan hayatını sonlandıran her şeyden ciddi manada daha önemlidir.” Schopenhauer

OSHO RAJNEESH

Osho Rajneesh yaşamı boyunca en küçüğünden bir ihtilafla bile karşılaşmamış Hint gurudur. Dini nedenlerden dolayı evlenmeme taraftarı olan birçok gurunun aksine, Rajneesh, cinsel arzuyu aşma yolunun bir parçası olarak, cinselliğe daha özgürlükçü bir taraftan bakmıştır. Ondan önce Bertrand Russell’ın belirttiği üzere Rajneesh cinsel engelle(n)menin yalnızca cinsellikle kafayı bozmuş bir toplum yaratacağına işaret etmiştir. Bir kez kişi o arzuyu geride bırakırsa, işte o zaman odak noktasını evrensel aşka devreder.

“Kimse size aşkı öğretemez. Aşkı ancak kendiniz, içinizde ve bilincinizi daha yukarıya çıkararak bulmak zorundasınız. Ve aşk size geldiği zaman artık sorumluluk ortadan kaybolur. Yaptıklarınız onları sırf sevdiğiniz kişi için yapıyor olduğunuz için hoşunuza gitmeye başlayacak.” (Sat-Chit-Anand 1988)

 NIETZSCHE

Friedrich Nietzsche daha önceden hakkında bolca konuştuğumuz bir filozof. Fakat başarısız aşk hayatı şimdiye kadar gözümüzden kaçıp gitti. Hayatında aynı kadına, Lou Salome’ye üç kez teklif etmiştir. Salome’nin olumsuz yanıtları Nietzsche’yi paramparça etmiştir. Wagner’in eşine sürekli olarak kullandığı sevgi ifadelerinin haricinde, Salome’nin onu reddetmesinde sonra aşk peşinde koşmayı bırakmıştır. Daha sonradan ise entelektüeller için evliliğin mukabil kanıtı olarak, evli olup da kayda değer filozof olmayı başarmış tek kişinin Socrates olduğunu ifade etmiştir.

Nietzsche akıl sağlığının yerinde olduğu zamanki hayatının çoğunu tek başına yaşamış, evliliğin çoğu insan için iyi bir fikir olduğunu düşünmüş fakat insanların evliliğe başlama yöntemlerini sorgulamıştır. Human, All too Human(1878) eserinde erkekler için seri evliliğin faydalı olacağı önerisinde bulunmuştur. Kadınlara karşı feci derecede cinsiyetci olan bu söylemleri kadınlar için evliliği ve ev içi hayatı uygun bulduğunu gösterir.

“ Evliliklerdeki mutsuzluk kaynağı aşkın değil dostluğun eksikliğidir.” İyinin ve Kötünün Ötesinde (Beyond Good and Evil 1886)

14.DALAI LAMA

Dini sebeplerle bekar kalmayı tercih etmiş bir keşiş olan Dalai Lama aşka dair birçok şey söylemiştir. Cinsellikten ve evlilikten uzak durmaya övgü maiyetinde birçok şey söylemişse de, kurumun cazibesini anlamış ve bizlerin onun yerini anlamamızı kolaylaştıracak sorunları kulanmıştır. Ona göre, aşkın en ulu hayat, yolunuza ne kadar taş dökse de, dünyayı ve içindeki her şeyi sevmektir. Hayatın zorluklarına rağmen, Dalai Lama herkesi sevmek için didinir, bizleri sevdiklerimizi içine alan halkayı genişletmeye teşvik eder.

“Aşk ve tutku gereklilik değildir.” Lhamo Dondrub, 14.Dalai Lama  

Yazar: Scotty Hendrıcks
Çeviri: Merve Erdoğdu
Kaynak: bigthink

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.